20 OCAK 1970


MEVLÂNA’yım ben!

Olmaz, oluma zarar gelmez
El oyunu, yumak yolunu
Yolun kulunu
Yönünden çevirmez
Yeter ki uğraşı kısa olsun
Eğlenceyi aşmasın
Kula zarar vermesin
Oynanmazsa olmaz mı? diyene
Uğraşına vaktin varsa
Vakitten zararın yoksa
Günün gecen dolmasın
Seni esir etmesin
Mümin kulun yuvasında olmaz
Mümin kul eğlence bilmez diyenlere
Dünyayı karartanlara sözüm
Dünyaya işkence için gelinmez
Yaşamak, yaşayana hürmet etmektir kulun vazifesi
Yaşamayı her kul bir yönden güzel görür
Kul olur gezi sever
Kul olur özü sever
Kul olur sazı sever
Kul olur oyun sever
Sevdiğini yaptığı gün
Yaşadığına sayar
Ona uymak
Gönlünü almak
Münasiptir dedim
Yumuşak kula her şey yaraşır
Çünkü kararında bırakır

Yolumuzun bekçisi
Oyumuzun Yuvamız’ın sözcüsü
Olmuşa yolunu vermişe
Duanızı almışa
Duacıyım cümlenize
Olsun, günü gelsin
Diyeceğimizi bildireceğimizi
Anında söyleriz
Anadan olmuş
Babadan gelmiş
Atasını duymuş
Duacı olmuş
Yüzünün yolunun aynası
Gönlünün yumak sarmasına
Yumuşak yol bulmasına şaşma
İçerim der, geçerim demez
Koşarım der, kaçarım demez
Duyarım der, tutarım demez
Tutmaz dedim bildin mi?
Manasını çözdün mü?
Az çok dersin
Yumak sararken
Allah’ını bilirken
Allah’ına koşarsın
Zarardan kaçmazsın
Tokat atmam
Nasihatim var
Dövmeye değil
Sevmeyi bildirmeye geldim
Yanılmayın,
Merdivenin çıkışı var inişi yok
Layık olmayan kul
Merdiven başına gelmez
Adımını atmaz
Sözüm bunun için değil
Yumağa zarar vermemesi için

Sözümüzü sazımıza getirelim
Sazımız gönül şarkımız
Gönül şarkımız yumak çarkımız
Yolumuz Allah’ımız
Niyetimiz, olmak,
Yol arayana vermek
Münasip olmayanı söylemek
Aydın niyaz edelim
Olmuşa yol verelim

OMAR der ki;
Yaratanı bilene yol bildirmek
Gayesini yoluna koymak
Dünyayı da burayı da sevindirir
 



Allah’ımın verişi
Uygundur her işi
Yudumunu arttıran kişi
Yumağını saramayacağı gün
Yola göçeceği gündür
Olmuşa yol dedim
Olsam, sözünü ben desem
Kuzuyu Yuva’da söylerdim der YUNUS’um
Sözü ver deyim
İki satır yazayım demez
Yolumuzu çevirmez
Dediğimi tutmadım
Üç dedim dört yazdım der durur
Olmuş, Yuva sevinmişse
Sözümüze ne gerek dedim
Sözü YUNUS’a verdim:

Sevindi ne sevindi
Ben de yazayım dedi
Kuzuyu ele aldı:

Anasını kuzusunu
Yuvamız yok dedik dergaha taşıdık
Bahçesine kazık çaktık bağladık
Bağlamak hacet değilmiş
Yavrusunu kucağa aldık sevdik
Anasının yanına bıraktık
Döndük dergaha daldık
Yumuşak yolun Piri
Yüzüne vurmuş nuru
Olmuş, bilmiş
Koyunu çözün demiş
Dergahın toprağına kazık kakılmaz
Allah’ın verdiği
Bu dergahta esir edilmez
Canını alacaksan
Günü beklenmez
Analı kuzuya
Boyundan toka takılmaz
Döndük geldik
Analı kuzuyu orada gördük
Anasına baktık
Boynunda tokası yok
Bahçede halkası yok
Ana yavru oynaşır
Dillerince halleşir
Söze geldik
Allah’ımın huzurunda dize geldik
Pir’imiz öyle dedi;
Canlıyı kendine esir etme
Sevdir, gönülle kalsın
Yuvam desin
Hayvan dersen
Deme iş gören
İşini de gördür
Yeter ki hakkını yedir
Dediğim Pir’imin kerameti
Olgunluğun selameti
Sözümden kullara ders
Yaratılanın kıymetini bilmeli
Hakkını vermeli
Çalışanı vazife kadar koşmalı

YUNUS’um dedi söyledi
Selamladı gitti
Sözünü kısa kesti
Yolunun sözünü
Yuva’nın süsünü
Gönlün huzurunu bildirdi
Ne mutlu size

Dersiniz, ‘Dünyada branş olunca?
Ata yük koyarsınız gücünce
Koşana yük vurulmaz
Taze ata kıyılmaz
Yumuşak olmazsa
Yoluna uymazsa
Yerini başkasına ver

ALLAH’a ısmarladık

Lailahe illallah Muhammedür Resulullah