16 ŞUBAT 1979


MEVLÂ NA’yım ben!


Güzel gördük güzel sevdik
Her olaya güzel dedik
Güzeli bilmeyen
Sevmeyi övmeyen var mıdır? diyene sözüm;
Övmek başka, sevmek başkadır
Sev diye diye sevdireceğiz
Sevgiliyi öylece göstereceğiz
Seven çok
Sevmesini bilmeyen de çok
Görevin bilmeyene öğretmektir
Söz ile mi? denilir
Söz ile söylenir
Hal ile eylenir
Gülü seversin
Dikenini bahane edersen
Hataya düşersin
Güzelin her hali sevilmeli
Dikenli dalı ile de

Doldu bardak taşar mı?
Bilen yoldan şaşar mı?
Gözü gören düşer mi? dedi
YUNUS’um sözü sazı ile aldı:

Sazından maksat denildi
Söz diyenindir
Saz bilenin
Herkes sözü söyler
Sazı bilen çalar

Kaydı ayak çamurda
Eli gördüm hamurda
Ne orda ne de burada
Ayırandan olmadım
Güzel halden kalmadım
Ağlayana gülmedim

Görmeyi dileyen
Sevmeyi bilendir
Sayı ile alandan değil
Kendini bağlayandır

Çoğun azın sözünde
Her bilenin sazında
Cümle kulun özünde
Dilenen vardır dedi
YUNUS’um sözü bağladı

Değirmenden un ara
Toprağı güzel tara
Gedik açıldı
Gelen seçildi
Beklenen bahara
Sarı gülün verdiği
Kulun sevgili diye sardığı
Sadece O’nun bağıdır
Dost dedik
Yolunda cümleye eğildik
Kumun oluştuğu
Her dileyenin buluştuğu
Dört ile dördün sayıştığı
Günün olayıdır


(Soru: Biraz daha açık lütfeder misiniz?)

Duman veren cümleyi saran
Gören görmeyen
Alan almayan
Dördün vergisidir
Dört ile dördün oluştuğu
Dumanın silindiği gün olacaktır
O gün verileni kainat bilecektir


(Soru: Dörtten murat dört kitap mı?)

Dört ağacın kökleştiği
Dört kitabın birleştiği
Bilenin bilmeyenin
Sarmaştığı gün olacaktır
Ham eller yorulacak
Dilenen bina kurulacak


(Bu sırada B.A seneler evvel yine bir tebliğde Kuran’ın ulu varlıklar aracılığı ile tefsir edilmesinde izin olup olmadığını sorduklarını ve son cümleye değin yazı aldıklarını ek olarak topluluğa söyler)

Sorulan elbette hatalı değildir
Tefsir edenler ham mıdır? denilir
Dünya halinde elbet değil
Baki olanın,
O’ndan geleni bilenin yanında
Elbet ham sayılır
Gören ile bilen
Elbet bir değildir
Anlatım başkadır
Tarif başka
Arifin gönlü en güzeli
Gördüğü gibi anlatmasını söyler
Baki olanı olduğu gibi
Aşk tarif edilirse başka
Yaşanırsa başkadır

Öğüt verenin sözü bitmez mi? denilir
Verdiğimiz öğüt değildir
Kaşık elden düşer mi? denilen odur
Yemeye doyar mısınız?
Yenen yok diyenin
Sözüne özü güler

Şarkımız nasıl olsa?
Dinleyen nerden bilse? denilir
Dağlar nasıl aşılır?
Yüksekte söylenilen
Etrafa daha güzel yayılır
Yazımız yazıldığı
Gönülden açıldığı günden
Olduğumuz hali verdik


(Soru: Olduğumuz halden murat bugün ki durum mu?)
Eyvallah

Sevilmeyen her olaya ipi gerdik
Dost dedik cümleye sorduk
Dost diye gelene elimiz verdik
YUNUS’um diye sohbete girdik
 



Demde oluşan
Sahnede buluşan
Dost diye her elde tutuşan
Sevgiliye sorgumuz var
Demesin YUNUS’un vakti dar

Gölge sözden gelendir
Gölge duman verendir
Gölgenin dışına çık
Elbet vereceğin çok
Desti elde doluyor
Her dert beni buluyor deme
Vakit dar değil
Geçici olan yar değil
Bağlı olan açılır
Doğru denen geçilir
Korku silinir
Sanma zaman bölünür
Gerçek bildiğinin ötesindedir
Gerçeğe sınır konulmaz
Bilenden bilmeyen ayrılmaz
Elbet kul gözü ile
Giden silinir
Gelen bilinir


(Soru: Silinmekten murat nedir?)
Alan bilir

Kapı açanın
Eşik geçenindir
Yol koşanın

Kement atsam tutar mı?
Kayıt desem atar mı?
Geldim verdim
Dünyayı sevgim ile sardım diyesin
Söze öyle başlayasın
Geliş öyledir
Sevmeye geliriz
Sevmeyi öğreniriz
Sevgimiz ile öğünürüz
Sevmeyi bilmiyor isek
Elbette dövünürüz
Bilsek bilmesek
Sadece O’na sığınırız
Gelişin özelliği
Sohbetin güzelliği
Sevginin oluşmasındandır

Dost adını analım
MERYEM nerde? diyene soralım
Gönlünde!
Yeri benden sorulur
MERYEM dilediği günde verilir diyene sözüm;
Sadece Allah’ım dilediği an
Dileyene gösterir
Daha önce söyledik
Dilediğini gösterdik

Gün bağlanır
Halk eğlenir
Dost söyler
Suyun aktığı yerde
Dost ile buluştuğu yönde bilinir
Çevre güneş alınca
Duman yerden gidince
Yeri yönü bilinecek


(Soru: “Çevre güneş alınca, duman yerden gidince” demekten maksat nedir?)
Gemiyi kaptan yürütecek


(Kargaşalık bitince, denilir)
Eyvallah

Kesin yeri mi denilir
Eyvallah

Ocak yanar odun ile
Yerini bilen gerekmez görülür
Elbet her ocağın etrafı
Duvar ile örülür
Cumanın getirdiği
Dilenen yeri
Cumada bildireceği açıktır
Duyan gelsin diyelim
Sözü BEKTAŞ’a verelim:

Çağrı geldi yolu sordu
Dikenli dalı sıyırdı
Bileni bilmeyeni ayırdı dedi
BEKTAŞ yürüdü

Taze yaprak sayılır
Kuru dal sıyrılır
Gün günden ayrılır
Vakit birbirine eklidir
Her gün öbür günden ayrı renklidir

Nerden nereye geldi
Şarkıyı nerden buldu dediğin
Aynı günde aldığındır
Almayı dilediğini değil
Sadece verileni
Kendine malet
O zaman göreceksin
Dilediğin bağı öreceksin
Gezdim gördüm
Sevdim sardım diyesin
Söze ekleyesin
Olanı bekleyesin
Cümlenize selam olsun
Kalem elde
Sevgi gönülde kalsın
Soylu soysuzu
Yaprak toprak misali bilsin
Soylu soyunu toprakta görür
Soysuz kendini dünyada bulur
Ayırım kuldadır
Ayırandan olmayalım
Soylu soysuz demeyelim


Allah’a ısmarladık

Lailahe İllallah Muhammedür Resulullah

09şubat1979

SOHBETLER

23şubat1979