31 EKİM 1985


MEVLÁNA'yım ben!
 

Seyre daldık güzeli
Gölgesiz kaldık
Dost adını gönülde bildik
Cümlenize selam olsun
Aradığım sofranıza gelsin

Yumuşak oldum diyen
Bostanda yaprağı
İncitmeden yürüyendir
Gayrette eteğini sürüyendir dedi
YUNUS’um sözü aldı: 

Kendimden gayrıya emir vermedim
Hiçbir sofrada somun sormadım
Ne verirler aldım
Nerde dururlar güldüm
Saydığım nefeslerde
Dost sesini duydum dedi
YUNUS’um selamladı

Çiçek çiçek fistanım
Elde yazılı destanım
Dağlara örnek oldum
Yollarda sevgiliyi sordum dedi
SARI ANA destisi ile su başına geldi 

Yaprak bütüne hizmet için çırpınır
Gölge olayım kuluna
Selam vereyim yoluna diye 


Kuzulara çoban olmuş KAYGUSUZ
Geldiği yönü bile bile
Aldığı konuya güle güle
Su başına geldi de
SARI ANA’ya gönülden gelen selamını verdi
 

Adım adım yürüsem
Ben o hana varacağım
Hancıya gelen var mı? soracağım
Ben de geleyim dedi
KAYGUSUZ, SARI ANA ile yola koyuldu
Kuzular Hakk’ın emaneti sayıldı

Dost arayan orda burda bulur
Kendinden kendine geleni bilir dedi
KAYGUSUZ ile SARI ANA
Sürünün başında kaldı
Cümleye selam verdi
 

Dört ucunda adım yazılı mendile
Su koysam almaz
Çünkü mendil su ile dolmaz dedi
HACI BAYRAM söze geldi:
 


Ayrı dilden söyleyen
Aynı hali alırsa
Senden benden gayrı değil
Aynı dili söyler de
Seni beni yererse
Dost adına sahip değil
 

Var git dedim tarlana
Buğdaylar boy boy olmuş
Güneşte cümlesi
Hak rengini sarmış
Kağıt kalem verseler
Dilinde olanı söylemiş dedi
HACI BAYRAM selamladı

Meram yolumuz
Mekan durağımız
Makam muradımız
Korkuya yer vermeden çıkalım yola
Diyelim; Cümlemiz uyalım Gül’e dedi
ŞEMS sözünü yerden göğe dağıttı
 

At ile deveyi birde sarmayız
Birinin verdiğini öbürüne sormayız
Karlı yollardan geldik
Çamurlarda izimizi serdik
Cümlesine sorduk;
Yolun kimin yoludur?
Denildi ki; Rabb’imin
Aş diledik, baş verdik
Aşk diledik, düş gördük
Dağda yolda cümle taşlara sorduk
Gelenden mi alırsın?
Gidenden mi bulursun?
Kendin kendinle mi olursun?
Cümlesi Eyvallah dediler
Kendi özlerine kendileri katıldılar
Gittiğimiz yollarda
Her adımımıza atıldılar dedi
ŞEMS selamladı

Ay doğdu güneşe selam verdi
Yıldızlara selam iletti
Her dalda öten kuşa
Duyduğum O’ndan dedi
MERYEM sözü aldı: 
 



Korkuya düşmeden
Verdiğine uydum
Gönlümde Rabb’imin sesini duydum
O ses bana dedi ki;
Sana kötü diyenin
Dostluğunu kayırma
Sana katı diyenin
Yargısına katılma
Seni bilen yarattı
TOKTAY ile bezetti
Yönünü gününü tez etti
Gülesin her gününe
Selam veresin her yönüne
Yamaya dikiş vurdum
Açık olanı sırladım
Gönlümü cümle ile birledim dedi
MERYEM selamladı

(Soru: Açık olanı sırlamak nedir?)

Doğumda oyun diyenlerin
Gördüğüne selam verenlerin
Gözlerine perde verdim
Eyvallah
Selam olsun cümleye
Selam olsun
Her kadın kendinde olan
Latif hale uysun dedi
MERYEM selamladı

Kavgayı dağdan taştan gelen bilir
Taşlar ile, çalılar ile savaşı olur
Güzeli seyirde bulur dedi
SARI SALTUK sözü aldı: 

İğde dalı verimlidir
Çiçeğinde güzellik sorunludur
Miyyar var mı? diyene sözümüz
Kendi kendini bulmakla zorunludur
İğdenin çiçeğini tütsü yapıp yaksınlar
Kuyuya söz edenler
Dönüp deryaya baksınlar
Yemen’den sözü aldık
Yar adına size verdik dedi
SARI SALTUK selamladı

(Soru: İğde çiçeğinin tütsüsü neyin şifası olarak verildi?)

Bunalım giderir
Bol iğde yersen
Baş dönmesini giderir
Günümüz sayıyadır
Gönlümüz konuyadır
Yumuşak geldik yola
RABİA ile girdik kola 

Çanak çömlek topladım
Çamaşırı katladım
Gönül senden sanadır
Hak adını güzelden güzele topladım
Bakmaya kıyamadım
Taşa toprağa koyamadım
Kulu oldum, varettiğine doyamadım
Rabb’im sana sığındım
Gölgede duramadım dedi
RABİA selamladı

Fakir zengin bir lokmayla doyarlar
Fakir zengin bir hırkayı giyerler
Fakir zengin Hak adını bilirler
Hak yoluna hep el ele gelirler dedi
HAMZA DOST sözünün tartısını cümlenize serdi: 

Dört duvar bir mekandır
Dört hal de bir makamdır
Dört Gül de bir zamandır
MUHAMMED hem evvel hem son zamandır
Dostluğa misal değirmende akan sulardır
Bir bir aşırır, akan suda taşırır
Mayasını bilenin
Gönlünde Rabb’ini bulanın
Eşiğine getirir, beşiğinde bitirir dedi
HAMZA DOST selamladı


(Soru: 6 Eylül 1985 tarihli tebliğde verilen; “Dört kapının birlediği, dört kadı’nın zorladığı, dört nehirin gürlediği dumansız günün eşiğindeyiz, hayra gelen olayın beşiğindeyiz, elden ele bağlanan düzenin kuşağındayız” paragrafın açıklaması mıdır?)
Eyvallah 

Dört hal:
1) O’ndan geldiğini bilmek
2) O’nun ile olmak
3) O’nun ile dolmak
4) O’na gideceğini bilmek
.


ALLAH’ıma emanet olunuz.
ALLAH’a ısmarladık. 


Lailahe illallah Muhammedür Resulullah