04 OCAK 1985


MEVLÁNA'yım ben!
 

Her günün güzeline ayak uydurduk
Buz olsa eldeki sepeti kaydırdık
Güneş geldi yüzümüze
Selam verdi cümlenize
Geldiğimiz gördüğümüz
Her düğümü çözdüğümüz
Gönüllerde olan sevgiyi serdiğimiz
Günün konusudur

Doğruya niyet kurdum
Olayları hayıra yordum
Gerçeği düzende gördüm dedi
YUNUS’um sözü aldı:

Suya dalayım desem, buzludur
Yola gireyim desem, tozludur
Gerçeği sorayım desem, gizlidir
Nerden arayım, kimden sorayım? dedim
Ayağa yemeniyi giydim
Başına buyruk kalma dediler
Ocak başında kaynayan tencereyi elime verdiler
Her kapıya varasın, dileyen var mı sorasın
Seyre zaman gelince dalasın
Eyvallah dedik çıktık
Gelene gidene baktık
Ne güzellik Allah’ım dedik
Her gören sevindi
Güzele sığındı, çirkinden soyundu
Demek dedim
Yolculuk gönülden gönüle güzeldir dedi
YUNUS’um selamladı

Ata yol vereceğim
İti yanımda göreceğim de
Gittiğim yolda sorgusuz kalacağım dedi
BEHLÜL’üm sözü aldı:

Doğruyu eğriden öğrendim
Güzeli çirkin ile peyledim
Sıcağı soğukta bekledim
Vay gayretsiz BEHLÜL
Gerçeğin örtüsünü senden mi sandın?
Gölgesiz varlığını dertten mi bildin?
Güller açtı bahçemde
Çamaşırım temiz bohçamda
Sadece Hak olsun lehçemde
Öylece yol yolcunundur gidene dek dedi
BEHLÜL’üm selamladı

Tahta aldım elime
Duvara çakacağım
Pencere yapıp bakacağım
Tavanını örttün mü? dediler
PİR SULTAN ABDAL’a sordular
Dost yapısı bütündür
Gönüller senin ile Allah’ım
Ne verirsen katındır
Deryaya çöpü atsam
Görenlere sözü katsam
Seferden sefere niyet etsem
Verenden sorgu kalmaz
Halime kimse gülmez
Seymen yolu bilirse
Dost kapısını bulur
Sayman dengeyi kurarsa
Gönlünde kaygu kalmaz dedi
PİR SULTAN ABDAL selamladı

Her sözü Bir'den alır cümleye iletiriz
Deryadan yol soranı kum izine getiririz
Doğuyu batıyı birbirine bağlatırız
Allah birdir, birliği kuranı sever
Allah birdir, birlikte olanı sever der
Sözün özünü getiririz dedi
HAMZA DOST sözü aldı:

Karıncaya yol sorarsan
Kum yığınına getirir
Yuvasının başında yolu bitirir
Kelebeğe yol sorarsan
Çiçek çiçek gezdirir
Çiçeğin dalında yolu bitirir
Kim ile kimi ararsan
Kendi alemine götürür
Öyle ise;
Her yaratılanın kendi alemine turu vardır
Çevremiz kendimizden kendimize genişler
Hiçbir konudan bağımsız olarak
Diğer konuya geçemezsin
Açılmayan Meydan’ı seçemezsin dedi
HAMZA DOST selamladı

(Soru: Bize ilk selamı gönderen Resulü mü efendim?)
Kayıtlarda öyledir

Kendini bilenden
Konuyu hayır diye anandan
Allah’ım razı olsun dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:

 



Her satırın bağladığı konuyu
Bir kitapta ararsan yanılabilirsin
Çevrende ara ki
Kendi yorumunu kendin yapabilesin
Okuduğun kitabın yorumu sadece yazana aittir
(KUR’AN’dan söz ediyor herhalde…)
Komşunun bahçesinde açan çiçekler
Senin bahçende de açar
Ne var ki, bakımına bağlıdır, ekimine bağlıdır
Yazmayı değil gezmeyi deneyelim
NİYAZİ’nin verdiğini, yolundan aldığını öğrenelim dedi
KAYGUSUZ selamladı

Destan yazmadım
Her çiçeğin özünü
Her böceğin sesini
Her insanın nefesini aradım
Gördüğümü satır satır taradım
Yoğurt yapan yoğurtçuya
Sütünü nerden aldığını sordum
Güldü de inekten dedi
İneği besleyen nerden? dedim
Konaktan dedi
Konağın sofrasını sordum
Gayrete geldi
Yediğim çanaktan dedi
Hay dedim de güldüm 
Her biri bir satıra geldi
Dünyanın düzeninde birbirini buldu
NİYAZİ’ye ne oldu da yoğurttan konağa geldi? dedi
NİYAZİ selamladı
(Soru: MISRİ mi?)
Eyvallah

(Soru: Destan yazmak hayat öyküsü müdür?)
Dilenen konunun var edeni, varlığı
Varlığı süresindeki zorluğu, güzelliği, özelliği

Nasibimiz gürde olsun
Niyazımız cümleye gelsin
Dağlara sesimiz yücelsin dedi
VEYSEL’im sözü aldı:

Gittiğim yol bedenliden
Güttüğüm yol çobanlıdan
Aldığım hal yabanlıdan
Gölgenin silindiği
Sevginin bölündüğü anda
Halimden gerçeği buldum
Yabanlığı sildim
Üç lokma aşımı üç er ile böldüm
Varedenin gönderdiği dedim
Öylece gölgeden arındım
Hak muhabbetine sarındım
VEYSEL diye göründüm
Soframda her öğün üç öksüzü besledim
Yuvamı sevgim ile süsledim
Yuvanda ne vardı? dediler
Bir sofra, bir şilte, bir sepet, bir lamba, bir dolu sevgi
Kendimi zenginden zengin saydım
Gönülden gelen sevgimi kainata yaydım
Yaygın nasıl oldu? dediler de, Resulü’ne dedim
Ben Resulü’nü ne kadar seversem
Resulü de ümmetini o kadar sever
Ümmetinden her birini dedi
VEYSEL’im selamladı

Aynaya baka baka
Çerağı yaka yaka kapımda durdum
Resulü gelir dedim rüyaya yordum dedi
EYYÜB’üm sözü aldı:

Her sokak merkezin gidişine açılır
(Soru: Hangi EYYÜB?)
Akdevenin ak kapıda durduğu
Resulü ile bahçesine girdiği
Dost sofrasını yuvasında kurduğu
Bol suya geldiği, bolluğu müjdelediği dediler
EYYÜB’üm ile gerçeğin kapısını açtılar
Nerden aldık nerden bulduk?
Çevreyi başa sardık
Gümüş tepsiyi cümleye sunduk
Bakır tepsiyi soframıza koyduk
Aşımız tatlı olsun
Sohbetimiz cümlenizde kalsın dedi
EYYÜB’üm üç öğüt ile cümlenizi selamladı 

Dağlardan Yüce’ye dönünüz
Gecelerde mum olup yanınız
Olgunluk birliktedir biliniz
Ayrıda olana küllenmiş ateş olun, ne yakın, ne sönün

(Soru: Dağlardan Yüce’ye dönünüz ne demektir?)
Yönünüz dağlardan geçebilir
Zorluktan asla kaçmayınız, zora gidiniz
Göreceksiniz, zor gördünüz amma kolay yürüdünüz

ALLAH’ıma emanet olunuz!
ALLAH’a ısmarladık.

Lailahe illallah Muhammedür Resulullah