12 EKİM 1984


MEVLÂNA'yım ben!
 

Hazır olan her kulu
Bilir gideceği yolu
Suyun aktığı yerde
Söz bitmez
Sürüyü çoban olmayan gütmez
Sepetinde üzüm olan
Asla ceviz satmaz
Oyun demeyelim her olaya
Gönül koymayalım
Gölgeyi silene

Mevlâna’yım!..

Yumuşak gelirim
Yumuşak bilirim
Hak adına veririm
Seyri yoldan alana
Gayret diye veririm
Kuşağın iz bıraktığı yerde
Yerden göğe söz alırım
Diyen ile gölgeyi gördük
Gönül yapısında
Yorumu sildik

Yoldan geldim Gül adına
Gül’den verdim Hak aşkına
Dost ver dedim
Güzeli buldum dedi
YUNUS’um sözü aldı:

Bahr ile yıkandım
Yerden göğe
Gerçek ilmi takındım
Marifet diyen ile
Hakikatı giydim diyene
Allah’ım koru dedim, sakındım
Marifet asla kulun hizmetinde değildir
Hakk’ın hikmetindedir
Hizmet kulun kulluk görevidir
Mükafatı gönül yapısına kaydolur
Hakikat, günlük olayın yeri değildir
Yanılmayın, her varolan hakikattadır
Bilincine, asla varamaz desek
Yersiz olmaz
Çünkü dünya gözü
Görmeye dayanamaz
Bilmeye dayanmaz
Bilse de uyanmaz dedi
YUNUS’um hakikat ilminin
Günlük yorumlarda
Çiçek yaprak misali
Elden ele değil
Gönüllerde gelişmesi
Dilden dile değil
Hallerde buluşması gerektiğini bildirdi, selamladı


Bağladığımız her olay
Kapıdan kapıya ulaştırır
Boyumuz, doğudan batıya ulaşır
Dilese dilemese
Sevgimiz cümleye bulaşır
Güneş her kulunu aydınlatır
Sevse sevmese
Karar Yüce'dendir.
Dost diye geldik söze
Güzelin tarifini verdik cümlenize
Ne dün ayrıda
Ne gün gayrıdadır
Mayayı aldık ele
Kitabı verdik dile
Selam dedik sorduk Gül’e
Senin ile sana varalım
Allah’ımın emrini
Senden soralım
Yemen’den toz gelmez
Söz gelir
Buz varmaz
Güneşte erir
Kul Rabb’inin emrini
Kitabında görür
Gümüş ile alıştık
Altın ile oluştuk
Dünde günde buluştuk
Gelene cümlemiz
Selam vereceğiz
HAMZA DOST adını
Gönüllerde göreceğiz
Tarlamızı ekelim diye süreceğiz
Ekin nerde? diyene
Buğdayı sunacağız
 



Aldık verdik
Verenden sorduk
Yemen sözü bağlar da
Gelenden gidenden
Bekleyene ulaştırır denildi
Sözümüz, sözcümüzden verilir

(Soru: Sözcü kim?)
Öğüt alan
Yazımız ile birliğe varan
Sözümüz dünden güne
Onbeş yıldır veren
(Soru: Sabahat Abla mı?) Eyvallah
Her öğünde
Her düğünde geldiğimiz
Her düğümü çözdüğümüz bilinir de
Yağmur yağsa
Çamura söz edilir
Güneş ile sözümüz
Birliktedir gözümüz dedi
HAMZA DOST, Yemen’den gelen selamı
Cümlenize iletti, selamladı


(Resim verilir: CENGİZ KAAN)

CENGİZ KAAN geldi ise
Cümlenize güldü ise
Selam olsun diyelim
Hak adına selamlayalım
Elden dilden gayret ile
Olaylara hayret ile
Yaratanım kudret ile
Selameti buldur bize diyelim

Mevlâna’yım!..


Bağlı ipi çözelim
Dost adına gezelim
Güzel gelmeyeni çizelim
Görgümüzü, aldığımız ağaçtan
Çekti isek
Bildiğimiz toprağa
Çöktü isek
Aynayı yüzümüze tutalım
Bilgimizi bağışlayana açalım
Bağışlayan her niyette
Yerden göğe gerçek olanı verir
Dost bahçesinde
Cümle ile aynı gerçeği buldurur

Ben eğildim yazana
Selam verdim düzene
Aydın gelen
Gölgeyi silen dedi ki;
Senden seni silmeden
Bende olana bakma
PİR SULTAN ABDAL adım
Gölgeye katma
Kendimi okudum
Bilgimi dokudum
Bülbül oldum şakıdım
Dağlarda dolandım
Her yaprağa sordum
Beni gördün mü?
Dediler ki;
Her zerreye sevgini sürdün mü?
Zerrelerime sordum
Bilginiz eşit mi?
Dediler ki;
Gerçek içinde çeşit
Her birine selam verdim
Kum üstüne dize durdum
Allah’ım beni benden silesin
Senden gelen ile
Bendeki gerçeği buldurasın
İşte niyetin gerçeği budur dediler
Her zerremi çeşitten eşite ördüler
Anda perdeyi gözüme çektiler
Bir an ömrüme yetti
Kul olma bilincini
Gönlüme kattı dedi
PİR SULTAN ABDAL selamladı

Selam birliğe
Selam gürlüğe
Selam zorluğa nokta koyar
Bilmeyen buz üstünde kayar


ALLAH’ıma emanet olunuz
ALLAH’a ısmarladık

Lailahe illallah Muhammedür Resulullah