|
MEVLÂNA'yım ben!
Yolumuza her gelen
Gönlümüze söz veren
Güzel gördüğüne sevinen
Her kulunun yerinde
Alanın sesi vardır
Cümlenize selam olsun
Lokma lokma yaydığımız
Kuşlar ile saydığımız
Yapraklarda sevenin izi kalsın
Düğüm düğüm oluştu
Düğünde cümlesi buluştu
Gel dediler, güldüm
Gör dediler, soldum
Bildiğim ile kaldım dedi
YUNUS’um sözü aldı:
Her yorumda
Binbir emek
Her sorunda
Güzel demek
Bak yanına gölgen var
Bak ardına görgün dar dediler
Odunumu elimden aldılar
Dizi dizi kayacağım
Gelen sesi duyacağım
Alırlarsa alsınlar
Beni gönlümde koysunlar
Koşuya çıkmadımsa
Gelen kim bakmadımsa
Bendeki beni bilene
Bilmeyene satmadımsa
Olaydan kaygu almam
Güzel gelmeyen sesi duymam dedi
YUNUS’um selamladı
Akan suya eğildim
Göreyim yüzümü diye
Dağdan dağa ses verdim
Duyayım sözümü diye
Ayağıma güç geldi
Dilenene varayım diye
Doğruya niyet kurdum
Uzadı yalvarayım diye
Seni beni yar ettik
Gönülleri kor ettik
Kaygu veren her olayı
Yüce dağda kar ettik
Akıp gelecek
Güneşi gördüğünde
Takıp gelecek çiçeği
Görgüsüne vardıracak
Güzele talip isek
Ne zor yorar
Ne güneş kavrar
MERYEM ile yol alan
Niyetini günde kurar
Olsun olmasın demeden
Karara uyar dedi
MERYEM selamladı
(Soru: MERYEM’e uyan kimdir?)
MERYEM, kendinden kendine uyar
Kendinde olanı duyar
Niyetini Rabb’i adına soyar
Komşu ile kendini
Aynı teraziye koyar
Baktığım yollar
YUNUS misali
Beni saracak kollar
Nay ile aldık sözü
Binbir günde çaldık sazı
Başımız halka dik
Halik’e eğik kaldı
Dileyen her kulu ile
Yorumsuz deryaya daldı
Çöl geçirmez diye
Asla şüpheye düşmedik
RABİA ile gelene şaşmadık
Uzun ipi bağladık
Düğüm gelse
Birbirine ekledik
MERYEM ile bekledik
Dört kapı YUNUS’a açık ise
Dört yapı MERYEM ile tamamlanır
Her adımda bir bir geldik
Doyumsuz kalana
Suyunu verdik dedi
MERYEM ile RABİA selamladı
(Soru: Dört yapı, dört din midir, dört kitap mı?)
Dört kapı, yapının birliğine
Dört yapı, niyetin gürlüğüne
Her yolun getirdiği bilinir
Bir yolda bitirdiği görülür
Nerden aldığına değil
Kime vardığına
Bilgisi olsun diye verilir
|
Ya Allah diyelim
Cümlemiz Hak lokması yiyelim dedi
HAMZA DOST sözü aldı:
Yudum yudum verdik size
Hak dedik durduk dize
Cümlemiz geldik söze
Bir bir söylersek alışırlar
Gün gün söylersek özleşirler
Yumağa düğüm atmadan bulduk
Dilediğimiz sofrayı kurduk
Doyan ile sevindik
Doğana güzel dedik
Kayalar gölge verse
Kuluna nasip midir? denilir
Elbet nasibin en güzelidir
Değirmene varalım
Postumuzu serelim
Kuru dalı kıralım
Aydın gün doğacak diyen ile
Gönlünü açanın
Gerçek rüyasıdır bilelim dedi
HAMZA DOST selamladı
Dayanmadığım ağaç
Yıkılsın dersem
Geldiğime pişman mıyım?
Ne ağaçlar erecek
Cümle kulu
Gölgesine girecek
Kuşları dallarına
Yuvasını kuracak
Bakmadı isem
Bana soracak
Seni senden aradım
Seni sen ile yargıladım
Vareden, varlığına hükmeder
Bilen ile zahmetine
Himmetini yar eder
Gel aldı isek bedeni
Bilelim Yaratanın verdiğini
Bir beden senden sorumlu ise
Seni gönlünden eden yorumlu ise
Bağladığın düğümü çözesin
Satır satır okuduğunu
Her gününde çizesin
Ben aldığım emanetten sorumluyum, sen gibi
Ya ağaç, ya toprak
Ya su, ya yaprak?
Onlar da sana verilen emanetlerdir
Onları gözet
Onlara güzel söz et
Dost olduğun her zerre
Sana şahittir bin kerre
Bırakma eli elden
At acı sözü dilden
Kayguyu sil gönülden
Benden senden ayrıya
Deme çirkin gayrıya
Sevmeyi denediysen
Sevilmeye gelirsin
Sen kendini bilirsen
Elbet dost bulursun
Dost, dostluğa açılır
Acı sözden kaçılır
Dar gelen her yoldan
Sevgi ile kolay geçilir
Biz, bizimle olalım
Cümle ile kalalım
Varolanı buldu isek
Varedene niyaza duralım
ALLAH’ıma emanet olunuz
ALLAH’a ısmarladık
Lailahe illallah Muhammedür Resulullah
(Resim verildi: SARI ANA ve iki yavrusu)
Dumansız dağda
Taşsız yolda yürüdü
Kumdan ayağını
Sevgi ile sürüdü
SARI ANA sevgisini
İki yavruya bağladı
Her gününde
Cümle için ağladı
Binbir günde yol verdi
Bir gününde yol aldı
Selamını cümlenize iletti
|