27 EYLÜL 1984


MEVLÂNA'yım ben!
 

Yaratılmış olan bizler
Yaratan ile birliğe eren özler adına
Cümlenize selam olsun

Kumda iz bulan
Kula söz veren
Her olaydan konuştuk
Yemen’den danıştık
Kuyuya yol aldık
Deryayı gönülden aldığımız ile bulduk
Elden dilden gönülden
Dost diyenin halinden
Sorguyu sildik
Selam diye geldik dedi
YUNUS’um sözü aldı:

Dumanlı duran dağda
Rahmeti olan bağda
Güzeli gören bilir
Her çağda
Destide su var
Dağlarda kaldı kar
Her bileni
Yolcuda sar
Bil ki niyazına
Cümle ile gelir Yar dedi
YUNUS’um selamladı

Binbir atlı koşarsa
Her gönüller coşarsa
Bizden sizden sayılmaz
Ham meyve soyulmaz
Olduk olasıya
Sevdik ölesiye dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:


Yama vurdum dizime
Düğüm attım sözüme
Yolum gidene açık
Dualarım cümle ile gerçek
Doğuya nefes gerek
Batıya heves
Yoğun gelen boğasa
Allah’ım kuvvet verir
Kudreti ile zor geleni düzeltir dedi
KAYGUSUZ selamladı

Boğasa; yüklü gelen zorluktur
Doğuştan aldığına
Gerçeği bulduğun gün
Yorumu silersin
Dersin ki,
Boğa üstüme gelse
Gücümden üstün olsa
Yüce’nin verdiği ile dururum
Gerektiği an vururum
Asla korkum kalmaz
Bende gününü sormaz
Öylece boğasa ile övünürüm, diyesiniz

Kapalı kapıyı zorlamadım
Harman gördüm horlamadım
Doymuş olsam
Somunu alsam
Gelen ile paylaşsam
Bilene değil
Katana uyarım dedi
HACI BAYRAM sözü aldı:


VEYSEL’e selam verdim
PİR SULTAN ABDAL ile
Namaza durdum
HACI BEKTAŞ ile
Toprağa girdim
Dost sofrasını
Öylece kurdum
Geldik verdik elele
Yoğun veren her satır
Cümlede gördük hatır
Niyazımız gönülden
Gönüle aktarılsın
Seyrinde kainat kotarılsın
Denilsin ki;
Bir bir görüldü gönüllerimiz
Sergiye geldi niyazlarımız
Dağlar söze geldi de
Her aldığını
Bir nefeste verdi de
Dostluk günden güne gelişti
Duman ile gelen
Güneşe danıştı dedi
HACI BAYRAM selamladı

Mevlâna’yım!..

Ayrana değil
Sütüne talip olsun
Talebi sergiye koysun
(Bir İngiliz hanıma)
Desin ki;
Sütten, dileyen ayran
Dileyen peynir alır
Dilerse sütü
Olduğu gibi bulur
Dileyenin gönlüne verdim
Gerçeği benliğime sardım
Olduğum halde alacağım
Sevdiğim kadar bulacağım

Mevlâna’yım!..

Her çağrıya ses versem,
Güzele uyar mı?
Rabb’imden izin alsam
Alan beni duyar mı?
Asla düzene uymayana
Adımı vermem
Rabb’im yazmadı ise
Gölge dahi göstermem


Çevremden aldığım ile değil
Yemen’den gelen emre
Cümlemiz uyarız dedi
HAMZA DOST sözü aldı:

Bir sofrayı kuracağız
Her birimiz çevresine oturacağız
Dostluk selamı verip
Cümleye katılacağız
Her birimiz Hak adına
Sefere atılacağız
Elbet gölgesiz kalırız
Yardımcı ile her adımımızda
Selameti buluruz
Asla kaygu etmeyiniz
Ne var ki, hizmetinize
Onur, gurur asla katmayınız
Yaratanın emrine uyduğunuza
Şüphe duymayınız
Çünkü O
O’na hizmet edenden razıdır
Secde O’na
Rüku O’na
Sevgi O’ndan sana
Yolları açık bulacaksınız
Cümleye sevgi ile dolacaksınız
Er gibi hizmette
Sultan misali
Himmete ereceksiniz dedi
HAMZA DOST selamladı
 



Sevginiz, sermayenizdir
Saygınız, güzel fistanlarınız
Gayretiniz, günde gelende
Bilene bilmeyene
destanlarınız dedi
MERYEM sözü aldı:


Seyredelim güzeli
Seyirdeki ezeli
Dayandığımız her ağaçta
Dökülecek gazeli
Komşuya sordum;
İşin aşın ne güne?
Dedi ki;
Su aldım, aşı dünden buldum
Günde Rabb'ime
Niyazımı saldım
Elbet gönderir
Aynayı duvara dayadım
Kapımı yeşile boyadım
Aşımı komşu ile paylaştım
Dedim ki;
Rabb’im bana
İki lokma verdi
Biri sana biri bana
Emrini öyle bildirdi
Senin niyazını oldurdu
Allah Allah dedi de
Verdiğim lokmayı yedi de
Şükrü kainatı doldurdu
Benim sevgimi oldurdu
Allah’ım ondan
Allah’ım cümlenizden razı olsun
Doğuştan alan
Kabrimdeki gülü bulsun dedi, selamladı.

Yorumdan yol alsaydım
Gayrete gelip dursaydım
Eğilene selam verir
Öğüten için yere diz koyardım dedi
PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:

Eski fistan giymezsem
Yeniyi bulamam
Eski sözü almazsam
Yeniyi duyamam
Yerden göğe niyaz etsem
Paylaşmazsam doyamam
Gel güzeli alalım
Gel gölgeyi bulalım
Akan su ile olalım
Davara çobanı soralım
Gülenler yoruma gelse
Soruyu kendine sorsa
Der ki;
Sürüye değil
Çobana sorulur
Biz, gülenden değil
Gerçeği verendeniz
Çoban sürüye bilgisini verirse
Elbet Çoban nerde? diye
Sürüye sorulur
Gelişi güzel çoban olumsuz ise
Sürüsü  dağılır dedi
PİR SULTAN ABDAL selamladı


Ergin üzüm aldım yedim
Ne güzelmiş tadı dedim
Naz ehline selam verdim
Yol ehline Kıble’yi sordum
Birinden öbürüne saysan dediler
Kimi soğan kırıp
Kimi baklava börek yediler
Her alan nasibini bulur
Her veren Allah’ımın emrine katılır dedi
SARI ANA birlikten gürlükten
Dostluk ile gerçekten
Nasibini her alana selamını iletti

Bağım nasiplidir
Eli boş vermez
Gönlüm Rabb’ime bağımlıdır
Saygıya bağlar
Saymayanı hoş görmez dedi
SARI ANA selamını yoldan yola
Kuldan hale, cümleye iletti

Dar sokağa girdim
Kapı kapı sordum
Bir kapıda durdum
Yar Yar dediler
Yerden göğe açıldılar
Konuk geldim gireyim mi?
Sofranıza durayım mı? dedim
Gönlümüzü Hakk’a bağladık
Hak diye ağladık
Seni nasıl görelim?
Önüne sofra kuralım?
Bir başıma kaldım
Başka kapıya daldım
Baktım üç er oturmuş
Aşını bitirmiş
Şükrüne durmuş
Kapınızdan gireyim mi?
Sofranıza durayım mı? dedim
Allah Allah dediler
Üçü bir niyaza durdular
Bize konuk gönderdin
Yuvamızı nurlandırdın
Soframız açık gönüllerimiz gibi
Konuk oldum oturdum
Sözümü adım verip bitirdim
BEHLÜL gelmiş dediler
Sofraya bir tas su ile
Bir somun koydular
Niyaz ettim
Yorgun kaldım uykuya daldım
Resulü’ne danıştım
Dedi ki;
Rabb’ime en büyük niyaz
Kulu ile kulluğunu paylaştığındır
Yolluğunu paylaştığındır
Sevgini paylaştığındır
Lokmanı paylaştığındır
Paylaşan asla kaybetmez
Ne nefesinde
Ne kesesinde
Ne hevesinde
Ne kafesinde
Asla eksilen görülmemiştir dedi
BEHLÜL’üm cümleniz ile
Hem sözünü
Hem sevgisini
Hem saygısını paylaştı, selamladı



ALLAH’a ısmarladık

Lailahe illallah Muhammedür Resulullah