14 MART 1984


MEVLÂNA'yım ben!
 

Kavuştuğunuz bilgide
Boy boy oluşan sevgide
Rabb’imin verdiği
Kulunun erdiği güzellik vardır
Selam olsun
Her nefeste kulu aldığını bilsin

Doydum güzele diyene de ki;
Bayramı bilirim de
Oruca öyle girerim
Kaydına gelirim de
Nefsimi öyle körlerim
Zamanda kul bilincinin hevesi vardır
Bilincine yön verdi ise
Ömrüne kardır
Zehirinden korunmaya
Zehri ile çalışırız
Aldığımız her güzele
Kulluk bilinci ile alışırız dedi
YUNUS’um söze geldi: 

Altın kafes kuşa gelmez
Kul oluşa akıl ermez
Neydim? Ne oldum? deyip sormaz
Bilgisini saklar sofrayı kurmaz
Neyleyim vermediğim bilgiyi
Neyleyim paylaşmadığım görgüyü
Neyleyim Allah’ım ile
Kulunun arasındaki yargıyı? dedi
YUNUS’um selamladı

Yaprak verdim eline
Kemer sardım beline
Güzel dedim haline
Deryaya dalan olur
Güzeli soran gelir
KAYGUSUZ’u kim bilir?
Bilgimizde oluştuk
Görgümüzde barıştık
Her sergiye karıştık
Yaprak yeşilin dengi
Seven kulunun dengi
Her olayda düzeni verir
Yazan ile bildirir dedi
KAYGUSUZ selamladı


Çam fidanını diktim
Dibine suyu döktüm
Dalına niyazımı taktım
Gelen gidene baktım
Kuru dalı ocağında yaktım
Gölgesiz günün gecesinde
Gönlümü Hakk’a açtım dedi
YAHYA EFENDİ sözü aldı: 

Kapanan kapıda
Elim kalmadı
Dardayım diyenden
Sorum olmadı
Gecenin ayazında
Kulunun niyazında
Rabb’im ile yoğruldum
Aşkı ile kavruldum dedi
YAHYA EFENDİ selamladı


Emir senden Allah’ım
Kulunuz eyleyeceğiz
Senden gelen güzeli bekleyeceğiz
Kandili yakmak için
Az gelirse yağı saklayacağız
Ne senden umutsuz kaldık
Ne senin vereceğinden
Şüpheye düştük
Ne de olumsuz geleni deştik dedi
MERYEM söze geldi: 

Buz üstünde oturana
Soğuğu tarife gerek yok
Isınmaya odun arar
Ocak başında oturana
Sıcağı tarife gerek yok
Her olayın düzeninde
Bilgi ile yazanında diyelim
Bilelim ki;
Rabb’im dilediği ile buzda
Dilediği ile hazda buluşur
Kul Rabb bilgisini gördüğünde
Aramaya çalışır dedi
MERYEM cümlenizde
Gerçekten açılan perdeyi selamladı

Her savaşın öncüsü
YUNUS misali sunucusu vardır
Duvarın ötesine değil
Önce duvara varışa hazır oluruz
Duvara geldikte
Kapı ararız
Kapısız duvar olmaz dedi
PİR SULTAN ABDAL söze geldi: 


Her bir ağacı saydım
Eşitte değil
Dumanını dağıttım
Soranın sorgusunu
Gösterdim, eğittim
Bilgisi dar gelen sorduğunda
Avucuna kar koydum
Yaza yersin dedim
Durmaz ki erir dedi
Bilgini arıt dedim
Gitmez ki, korur dedi
Bilgi, eğitilirse koruyucu olur
Eğitilmeyen bilgi
Taş misali kalır
Vermeye kalkarsan
Verdiğini yaralar dedi
PİR SULTAN ABDAL selamladı

Selam selam üstüne
Gönül kelam üstüne
Su doldurdum destine
Gelip oturdum postuna
Sen ben deyip söyleşirler
Lokma lokma paylaşırlar
Sevgi ile kaynaşırlar
Gelip geçenden sordum
Bilen bilmeyeni sardım
Beni kimden alırsınız?
Yolu nerde bulursunuz?
Dediler;
HACI BEKTAŞ adındır
HAK MUHAMMED andındır
Allah Allah diye diye
Tatlı aşı yiye yiye
Yolcu olduk söze geldik
Dağdan indik düze geldik
Geceyi handa
Gündüzü cihanda bulduk

 



SARI ANA selam verdi
SARI SALTUK dize durdu
RABİA sözü aldı
HACI BAYRAM gölgeyi sildi
Var olsunlar
Gün görsünler
Günü geceyi sarsınlar
Doğan bebeğe versinler
Yeşeren dalı görsünler dediler
Cümlesi her biriniz için
Niyaza durdular
Komşuya verdi isek
Elbet gönülden açık oluruz
Her kulunda
Varlığı buluruz dedi
HACI BEKTAŞ selamladı


VEYSEL söze geldi de
Sözde güzeli buldu da
Cümle ile niyaza katıldı
Dilenen gerçeğe atıldı
Söz değerini
Gerçekten alıyor ise, yeterlidir
Kul gerçeği
Kendinde görüyor ise, tutarlıdır
Çünkü gerçek
Önce kulun kendi yapısında
Gönül kapısındadır
Çarşı pazarda değil
Namaz, niyaz
Satılık eşya değildir, serası olsun
Kulun bildiği bekada kalsın
Her yaratılanda
Yaratılıştan aldığı ile
Yaratıldığında bulduğu ile
Varlığını sürdürdüğü kadar
Birbirine eklenen halkalar misali
Bilgi oluşumu gerçekleşir
Bu halkalar birbirini tamamlar
Ne var ki
Hiçbiri öbürünün eşidi değildir
Eşit olduğunu sananlar
Yaratılmışlığa aykırı düşerler
Duyduğun ile gördüğün
Birbirini tamamlıyor ise
Bilginde eleştirir
Güzeli oluşturur
Mantığımdan süzer
Gönlüm ile sezerim
Öylece alanda
Bilge ile gezerim dedi
VEYSEL selamladı

Güç gelen yorumdan
Kendi sorunumu çıkarırsam
Güneşe benzer
Önünden bulut geçmiş güneşe
Bulut da rahmet dersem
Güçlüğe rıza göstermiş olurum dedi
MERKEZ’im söze geldi:
 

Su altına dalsam
Balığı görsem
Gökyüzünde kuşlar ile gezsem
Yeterli değil
Bilgime katsam
Tutarlı değil
Denizin dibindeki bilgi
Balığa gerekli
Gökyüzünde kuşa
Ben oturayım taşa
Benden beni ayıranı düşüneyim
Kendi bilgimdeki
Binaya taşınayım
Öylece sözüm özüm
Yerini bulsun otursun
Cümlenin bilgisine katılsın dedi
MERKEZ’im selamladı


İSA ile MUSA’yı sordular
MERYEM’i yerdiler
Her bilenin sofrasına
Oturdular da
Aldıkları ile
Ne sofra kurdular
Ne sohbet kardılar dedi
RABİA sözü aldı: 

Bağlamadım nefsimi
Beklemedim kafesimi
Gönlümü egemen kıldım
Kendi kendime
Kendi bilgimde kaldım
Ne aradım, ne buldum
Bağlamadım dediğim nefsimi
Avucumda sakladım
Her an onu yokladım
Almayı dileyen ile
Bilmeyi deneyene
Üç öğüt söyledim:

Nefsinin avucuna girme, sen avucunda sakla
Benliğini kimseye emanet etme, kapısında bekle.
Özün sözünün gerçeğine uysun
Sözün gerçek özünü versin dedi
RABİA cümlenizi selamladı

Bir bir okudum
Güzel diye gönüldeki
Her günü sakladım
Baktım ki,
Kaynar taşacak olur
Atıldım yollara
Bildiğim hallere dedi
BEHLÜL’üm söze geldi:
 

Sevdiğim her insan
Yerden göğe belirdi
Sevmesem dedim
Gönlüm delirdi
Sen sana sormadın mı,
kimden geldiğin?
Sen bana sormadın mı
kimi verdiğimi?
Sen cümlede görmedin mi
kimin yazdığınını?
Ver elini Yar diye
Sevgiliye sar diye
Bilmeyene zor diye dedi
BEHLÜL’üm selamladı


Allah'ıma emanet olunuz
ALLAH’a ısmarladık

Lailahe illallah Muhammedür Resulullah