12 NİSAN 1984


MEVLÂNA'yım ben!
 

Koşa koşa yol aldık
Geldik sohbete daldık
Selam olsun cümlenize

Hay dediysem, diriden
Huy dediysem, seriden düşünürüm
Gökte yerde güzele
Ağaç güler gazele
Toprak sergi olursa
Yaprak gölge verirse
Gövdesine dayanırım
Yeşil renge boyanırım dedi
YUNUS’um söze geldi: 

Saydığım her fidanda
Sevdiğim meyveyi bulurum
Gelen giden yolcudan
Bilgisini alırım
Yayan giden yorulur diyene de ki;
Yola niyet kurana
Yardımcı verilir
Aynada gördüğüm
Kendi yüzümdür
Kainatta duyduğum
Kendi sesimdir
Bedende uyduğum
Kendi nefesimdir
Almayı dilediğim kadar
Vermeyi dilersem
Dengesini kurduğum
Kendi nefsimdir dedi
YUNUS’um cümlenizi selamladı

Ağ attım denize
Gül tuttum benize
Su verdim genize
Dost dedim cümlenize dedi
PİR SULTAN ABDAL söze geldi:
 

Ayağıma toz gelse, silerim
Soframa tuz gelse, bölerim
Nefsime söz gelse, gülerim
Bir elmayı bin lokma diye
Yaprağı ile alır
Şeker ile çoğaltırım
Kaşığını alan gelir
Elde olan öyle paylaşılır dedi
PİR SULTAN ABDAL cümlenizi selamladı

Aynaya el uzatsam, el verir
Gülerek baksam, gül verir
Aynaya göz atsam, dil verir
Aldığım verdiğim dildendir
Gördüğüm bildiğim
Gül’dendir dedi
HACI BAYRAM söze geldi:
 

Dert kapısı kapalıdır, açmazsan
Sır kapısı kapalıdır, uçmazsan
Dost kapısı kapalıdır,
Gönülden geçmezsen
Her fidanda
Ayrı renkte gül açar
Kul güzeli
Görgüsü ile seçer
Sevgisini öyle saçar
Her yaprağı bellersen
Her taneyi ellersen
Gün gölgeyi siler dedi
HACI BAYRAM selamladı

Dumana asla yer vermeyiniz
Sert gelse de
Bilmem diyene
Taşla vurmayınız dedi
KAYGUSUZ yoldan, Gülden
Selam ile geldi: 

Aç kaldım sohbetine diyene de ki;
Gelenden gidenden
Selam aldım
Yola durdum
Söz edeni sordum
Bilse bilmese sardım
Meydana oturdum
Yemeğe gelenden
Postunu sordum
Dedi ki;
Karakoyun beslenecek
Akkoyun süslenecek
Dost sofrasında
Yünü katlanacak
Yemekten maksat;
Gayret ile alıştığımız
Hayret ile bölüştüğümüz
Gerçek diye biliştiğimiz
Mana aşıdır
Olumsuz gelen
Madde taşıdır
Geçtik olumsuzu
Seçtik dolumsuzu
Her günü yaşadık
Bilgi ile görgü ile..
Alacağız dolacağız
Günü geldi bulacağız
KAYGUSUZ’dan konu aldık diyeceğiz
Kuşaktan gelene güleceğiz
Koyun; mana ile maddenin
Gerçek bilgisidir
YUNUS misali yolcusudur dedi
KAYGUSUZ selamladı


Güzeli görmeyi
Gelecekte vermeyi düşünmeden
Ağacı köklersen
Ocakta yakmak için
Gerçeğe örtü koydun derim
Bağladık ezeli
Bekledik güzeli
Elbet elde tutacağız
Gönlünüzü sevgiliye katacağız
Her dileyen ile
Sözünüzü tutacağız
Elden ele
Sözden gönüle
Gerçeği anlatacağız dedi
HAMZA DOST selamladı

(Soru: 'Dost Sofrasında yünü katlanacak koyun' nedir?)
 



Dost yolunu bildikte
Çiçeği meyveyi buldukta
Elbet kökünü sormayız
Yakalım diye sarmayız
Her bilen ile oluşuruz
Bilmeyene sormayız
Neden? diye, dileyen sorar
YAHYA EFENDİ geldi
Sohbete üç öğüt ile daldı
Her sofrada
Hak adına kaldı:

Lokma lokma ye de bütünü silme
Yudum yudum iç de buz gelirse kırma
Her kaşıkta nefes al da nefsini bölme
Sözünü bil de gönülleri kırma dedi
YAHYA EFENDİ Dost sofrasına Dost ile kaldı


Selam dedik sizlere
Nurundan alan yüzlere
Saklanan sözlere dedi
MERYEM, Yuva’ya geldi: 

Yolda taşlar vardı
Eledim de geldim
Çocuklara yöneldim
Beledim de geldim
Saçlara baktım dağılmış
Taradım da geldim
Her güzeli ömrüme
Yamadım da geldim
Anahtar dilersen kapı açmaya
Talip oldum Allah'ım diyesin
Yapraktan yaprağa
Her öğün Tevhit çekesin dedi
MERYEM, Hak adının
Her kapıya anahtar olduğunu
Söyledi, selamladı

Yağmur yağdı da
Yol çamur oldu diyene
Söz ile geldik
Saz ile verdik
Çevrede olanı
Haz ile gösterdik dedi
YESEVİ dört yönde ses veren
Yerle gökte sahibini gören
Her kulu ile selama durdu:
 

Kat kat oldu varlığımız
Dost kapısında
Silindi darlığımız
Gür geldi akan suyumuz
Belirlendi sevilen huyumuz
Senden benden yankılandı
Yol diyen her yolcuda
Günün verdiği uygulandı dedi
YESEVİ selamladı

Her söz alanındır
Sevgisi ile dolanındır
Duvara yön veremezsin, örüldü ise
Sen duvara uyacaksın
Alacağın her sözü duyacaksın
Çevrende olanı bilecek
Gerçeğe doyacaksın dedi
Her öğüne bir düğüm
Her sözüne bir düğüm atan
LALE’yim, soracaksın

Altın sayarsam
Nefsime sorarım
Gümüş sayarsam
Hevesimi sınarım
Altın, gümüş bir diyeni kınarım
Demde atım bağlıdır
Dilediğim an çözerim
Nefsime yol
Sadece kendim çizerim dedi
LALELİ selamladı


Büktüğüm ipte
Derman aramadım
Hak'tan geleni
Güneşten soramadım dedi
BEHLÜL’üm sözü aldı: 

At ile kedi bir değildir
İt ile geyik de bir değildir
Amma, kul ile yol
Birbirini tamamlar
Kul gerçeğini
Yol ile tanımlar
Yar diye diye dolandık
Her binek taşında
Gelecek atı bekledik
Ne beklersin elden eli?
Ne alırsın dilden deli?
Yol gide gide buldurur
Dost adına
Her yükünü kaldırır dedi
BEHLÜL’üm cümlenizi selamladı

Çevir çevirdiğin kadar halkayı
Bul gelen giden her zerrede gerçeği
Halk ile bulduğun yerde
Halk ile durduğun darda
Hakk’ın sevgisi vardır serde
Birden çoğa genişlerse
Kapalı her kapı açılır dedi
SARI ANA cümlenizi selamladı 

Akan suya çöpü attım
Gittiğim yere baktım
Akan suya taşı attım
Battığı yere baktım
Ne giden, ne batan
Benim verdiğimden değil
Kendi varlığındandır dedi
SARI ANA selamladı



ALLAH’ıma emanet olunuz
ALLAH’a ısmarladık 

Lailahe illallah Muhammedür Resulullah