22 ŞUBAT 1984


MEVLÂNA'yım ben!

Kuyuya yönelmeden
Yuva’ya geldik
Cümlenize selam dedik
Mümin her kuluna
Günlerin verdiğini söyledik
Gün yapısına değil
Kapısına döneceğiz
Akan çeşmeden
Aldığımız suya kanacağız 

Mevlâna’yım!.. 

Kumun getirdiği
Kulun bitirdiği olacak
Konuda her kulu
Bilgisi ile bulacak
Dumanı sildi isen
Derman Hak’tan dedi isen
Elbet kayıtta görülen
Kanıtta açılacak

YUNUS dalda aradı
Yaprakta saydı
Çiçek ile güldü
Böcek ile bildi
Her sevene
Sevgisini böldü
Dağılanı değil
Eğileni bilsin
Kumda aradığını
Kayguyu sildiği anda bulsun
Selam olsun dedi YUNUS’um

Dağlarda taşlarda
Sebepsiz kalmayanı arasın 

Yaprağa el sürdüm
Lif ile sardım
Dediler ki;
Her dala aşı gelmez
Meyhaneye diz vurdum
Dediler; Taşı kalmaz
Yol benim, gönül benim
Yarattığın cümlenin dedi
MERYEM sözü aldı:
 

Daldan dala konan kuşa yanarım
Kulundan gelen taşa elimi verdim
Cümle başa gelsin dediler, yoluma durdular
Yüce izin verirse
Olan bilen görürse
Gelmem diyemem
Ham lokma yiyemem dedi
MERYEM selamladı

Üç erden binbir niyaz
Üç serden geldi avaz
Birinden çiçeği alacağım
Birinden böceği soracağım
Biri ile gerçeği bulacağım dedi
KAYGUSUZ söze geldi:
 

Ağaçlar düzen bulur
Yola yol dikildi ise
Kullar sevgi dolar
Rahmet döküldü ise
Bilmeyen bilene sorar
Yapıya takıldı ise
Yapıya sahip olduk
Konuk gelene güldük
Asılda kalan dedik selamladık
Selam olsun
Üç erden her birine
Kaydına yazılanı versin
Görgüye kazılana uydursun dedi
KAYGUSUZ her anına, her gününe
Niyaz ile katıldı

Dumanı bilmek
Silmekten kolaydır
Dost demek
Bölmekten kolaydır
Öyle ise;
Önce Dost diyelim
Her varolanı dost bilelim
Öylece dumanı silelim dedi
RABİA selam ile geldi: 

Üç kapıya aldandım
Birinde komşunun hakkını
Birinde yorgunun hakkını
Birinde sorgunun hakkını gördüm 


Meydan’a geldi isek bilmeliyiz,
Her kapıda aradığımızı bulmalıyız
Rabb’im, yarattığı her varlığa
Özünden sözünden verir
Sevgisini cümle ile birleştirir
Her zerren sana komşudur
Bedenin özüne kapıdır
Bir kapı gözüne
Bir kapı sözüne
Bir kapı özünedir
Dost olan her zerrende
Birliği kurarsan
Körlüğü kırarsın
Duyduğun gördüğün
Özüne girdiğin andır
Asla hayal değildir
Ya Allah dediğin her an
Zerrende birliği bulursun dedi
RABİA selamladı

Bülbüle soracağım;
Yerden mi? diye
Güllere soracağım;
Göklerden mi? diye
Ne yerden, ne gökten
Sadece yaratılışın sırrıdır dedi
PİR SULTAN ABDAL sözü aldı
Aldı da, gül ile bülbülün sohbetine daldı:
 

Renginde aramadan
Kokusuna vardım
Acaba özüme mi, gözüme mi? diye sordum
Elbet özüme dediler
Her ağacın gölgesine durdular
Kimler? denilir
Resulü’nü bilenlere
Her seherde adı ile olanlar

Bir bir okuduk
Derman dedik dokuduk
Çevremizde olan her düzende
Bilene bilmeyene takıldık dedi
PİR SULTAN ABDAL selamladı

 




Gül veren, bülbül olan
Günlere sevgisini bölen

Kuşlar uçarak bulur
Olur dediğimiz her olay gerçektir
Yapını bilendeniz
Kör kuyuyu örendeniz
Onun için kayguya yer yok

Çevreyi aldım elime
Eteği sardım belime
Sepet gerekli koluma dedi
SARI ANA sarı çiçekte
Tomurcuğa el attı:
 

Söz bizden, güzel sizden
Öz Rabb’imden
Güneşe baka baka
Olumsuzu koydum rafa
Örtüyü vuracağız
Şükür helvası karacağız
Her bir çiçeğe soracağız
Adım ile mi, andın ile mi geldin?
Aşkı ile mi buldun?
Her birini aşkıma dediler, boyun eğdiler
Derdest olacak
Güzeli, bir demette bir sepette değil
Bir bahçede bulacak dedi
SARI ANA selamladı


Seferden gelen ile
Soğuk suyu veren ile
Beraber olduk
Dostluğu öyle bildik
Açılan yollarda
Gelen gidene güldük
Sahipsiz sürü olmaz
Bilse bilmese kalmaz
Sayfada gerçek
Güzel diye açılır
Anılan nuru ile
Gölgeden geçilir
Her an bir bilgi ile yüklüdür
Her kulunda binlerce bilgi saklıdır
Dök içini derlerse, de ki;
Gücüm, bilgim ile yüklüdür
O’nu bilen, ne derlerse desinler haklıdır

SEYYİT OMAR, kandilde yanan ışığı sordu;
Kimden, kime?
Dediler ki; Dosttan, sana
Dost; sevgindir, sevgilindir
Dayandı isen cana
Güvendi isen hana
Gelirsin elbet bana

Men dil; özüne değil sözüne girer
Gönülde gerçeği kurar
Dayanmayı bildiğiniz
Hak dost diye güldüğünüz
Gerçeğin aynasıdır dedi
SEYİT OMAR selamladı


Elmadağı yöremiz
Gönül birliğidir töremiz
Dostluktur süremiz

Kavga bitti mi? dediler
HAMZA DOST’a sordular
Yapıda kavga bitmez
Kapıda bitir
Yaprakla gelişen
Toprak ile buluşan
Güneş ile oluşan
Her zerrenin kavgasında
Gerçeğin sözünü ararsın
Zamana ‘Dur’ demen gerekir
Gölgede bulduğun rahatı
Bilginde silmen gerekir
Duman bilgin ile silinecektir
Dost gönlüne
Her seven katılacaktır dedi
HAMZA DOST yuvanın sahibini selamladı

Derman, doğuştan geleni siler

Doyumsuz kalan, uyum ile bulan

Dağdan inen suya yol veremezsin
Ne var ki
Dağılmasına da izin veremezsin
Öyle ise hizmetin gereklidir
Kova ile alsam yetmez dersin
Değirmene el atarsın
Döner durur
Hem sana
Hem cümleye hizmet verir dedi
HAMZA DOST selamladı

Halinde yoluna düzen veren
Yazanın yazdığı ile kendini bilen. 

Dişlerin sızı verir
Gönlünde huzur kalır
Derman dilersen O’ndan
Niyaz ederim candan dedi
MERKEZ’im
Her sözün bir bağı
Her balıkçının bir ağı vardır
Ne var ki
Sözü dileğince
Balığı nasibince alırsın
Aşını öyle bulursun dedi
MERKEZ’im selamladı

Yazmayı dilediğin her satıra
Nokta koyarsın
Her noktayı
Birbirine katarsın
Sonra da;
Kimden aldım, kime verdim? der sayarsın
Yapıya yöneldiğin an
Aşkı ile doyarsın
Allah’ım razı olsun
Niyazın cümle için artsın dedi
MERKEZ’im selamladı


ALLAH’a ısmarladık. 

Lailahe illallah Muhammedür Resulullah