19 OCAK 1973


MEVLÂNA’yım ben!

Hazır yol layık kulunundur
Çünkü yol kulun değil
Kul yolundur
Yol, her an her kuluna hazırdır
Kul hazır oldukta
Gönüllerimiz birdir
Günümüz olgun güllerin beşiğine eşittir
Gayemiz ayrı değil
Cümle ile eşittir

Konuk olduk geldik demeyin
Her an beraberiz
Kameri gördük
Karanlık gecemizi nur ile bildik
Güneşe baktık
Kainatın nuru dedik
Nurunda yandık
Nuruna kandık
Yanık tende
Cefayı sefada bulduk
Her olayın ölçüsünü bildikte
Aşkı dahi ölçüye vurdukta
Yakar kavurmaz

Aşmadık denen köprüye
Suyun ulaştığı görülür
Ne var ki ne köprü sudan
Ne su köprüden şikayetçi olur
Bundan dahi şikayetçi olan kuldur

Oymayı vermeden
Perdeyi geçmeden YM olmaz
Manayı dedim
Oymayı nasıl verelim,
Perdeyi nasıl gerelim? derseniz
Oyma, asıl olanın elde işlenmesidir
Perde, göze hoş gelmeyenin örtülmesidir
Göze hoş gelmeyen nedir? derseniz
Kulun görgüsüne uymayandır
Kötü olan değil
Pencerenin karşısı
Komşunun yuvası ise
Pencerene perde germen gerekir

YUNUS’um der ki;
Gönlüm açık saçık
Dilim perişan
Ne dediysem aşkından
Ne dediysem sevginden dedim
Beni gözeten
Olduğuma söz eden
Perdesini örtmeli değil miydi?
Benim aşkım beni yakar
Penceresi açık olan bana bakar
Bana bakmayı bıraksaydı
Kendini bulsaydı
Daha iyi değil miydi? der
Dediğim yuva penceresi değil
Gönül pencereni
Sadece Hakk’a aç
Dostunun aşkına değil
YUNUS’um sevdi ise
Topyekun sevdi
Sevgide aşkı buldu
Çünkü sevgi aşkın tomurcuğudur
Yoksa sevgi de aşk da
Aynı kökten beslenir
Kök; gönül bahçene ekilen Gül fidanıdır
Ne kadar bol su verirsen
Verimi güzel olur
Ne var ki
Aşırı su da fidanı çürütür
Yumuşak toprağın
Fidanı da yumuşak olur
Suyunu karar ile alır
Bir harfi küçümsemek
Bir kitabı düzeninden ayırmaktır
Sen ben bizde hata olur
Ne var ki O’nun adına yazılan
Hatasız kalır
 



Gayrette hata olmaz
Hata sadece niyettedir
Köhne dediğin han da
Seni barındırmaz mı?
Mesnevi’de okuduğun
Günümün olayına
Göz attığın malumumuz
Allah’ım razı olsun
Güneşi dilediğin
Allah’ım güneşinde yak dediğin de
Malumumuz
Cümleniz güneşin nurunda
Deryanın huzurundasınız
Kaygusuz kalınız

Aymayı bilmek
Umduğunu almaktır
Lütfuna ermektir
Yemeniyi giysen giymesen yürümektir
Olmuşu bilmek
Olana uymak
Olacağa eyvallah demek gerektir
Olmuş kapanmıştır
Olan olmaktadır
Cümleyi sarmaktadır
Madem cümleyi sarar
Her kul ona uyar
Uymazsa döner durur
Ta ki uymayı bilinceye kadar
Geleceğe eyvallah demek
Her olayı hoş karşılamaya
Gönlünü hazırlamaktır
Mümin olan bilir
Olaylara uyar
Uymayan,
Olayları ben düzeltirim diyen
Her olayı karşısında düğümlü görür
YUNUS’um geldim
Hoş gördüm
Selamları getirdim

NİYAZİ der ki:
(NİYAZİ EL MISRİ HAZRETLERİ)
Kale gönül ile fethedilir
Güç kolda kalır
Göç yolu bulur
Her yol sahile getirir
Sahilinde de varım
Kalende de beklerim

YUNUS’um;
Yolumu günüme bağladım
Günümde baltayı kütüğe vurdum
Kütüğün dilini aradım
Ses verir diye bekledim
Sesi gönlümde duydum
YUNUS, kuru kütüğü devirdin
Kütüğü dala çevirdin
Canını ne sen verdin
Ne sen aldın dedi
Beni huzura kavuşturdu
Canı can ile besleyin
Canı can ile süsleyin

Mevlâna’yım!..

Unu çuvala yükledik
Çuvalı merkebe bağladık
Yürü dedik
Yola revan olduk
Unları hamur edelim
Başına geçip yoğuralım
Nasibi olana
Somun dağıtalım
Cümleyi hayır ile analım


Allah’a ısmarladık

Lailahe illallah Muhammedür Resulullah