01 ŞUBAT 1983


MEVLÂNA’yım ben! 

Kapıların açıldığı
Yönümüzün seçildiği gündeyiz
Cümlenize selam olsun
Sayfada yazılanın
Yerinde görüldüğü bilinsin 

Sevincinize ortak olanlar ile
Gönlünüzü Hak’ta bilenlerin
Yardımındayız dedi
RABİA söze girdi: 

Eğmediğin başın da
Düzenden aldığı vardır
Bilmeyene dar gelen
Bilenin yaşamında gördüğü kârdır dedi
RABİA, üç yönde, üç günde 
Aradığın sorguya geldi
Attığın adımı asla geriye alma
Sevginden doluşan,
Görgünde buluşan gününü
Gölgeye düşürme
Bildiğin değil, bilmediğin konularda
Senin ile olanı düşün
Cümle kaygularını sil

Dost kapına geldiğinde
Dost halini bildiğinde
Kaygunu alacak gine dosttur dedi
RABİA yürüdü

Zeytin yaprağı yazar
Gönlünde olanı kaygu bozar
Az ile çokta
O’nun adı var ise
Allah’ım dediğin an
O seni her öğünde andırır
Dağlar taşlar eğilmez diyene de ki;
Hakk’ın bildiğinden
Elin bükülmez
Verdin eli cümleye
Gelmeyi diledim desem
Geçerli değil
Olayı anlatırız 


Gerçek;
Her an beraber olduğundur dedi
YUNUS’um sözü aldı: 

Dost adına büründük mü?
Dost sözüne yerindik mi?
Anıldığımız an
Anıldığımız yerde oluruz
Görürüz, biliriz
Dost diye el veririz
Senden benden değil
Cümleden alırız veririz
Ele el ile yardımcı oluruz
Gönüle gül ile girilir
Saymayı biliyor isek
Her günde, her anda
O’nun ile oluyor isek
Asla şüpheye düşmeyiz
Nerden gelir?
Nerden verir? demeyiz
Şüphe kulun kendi noksanıdır


Komşu komşuyu
Aş ile, baş ile, su ile anar
Aramadığı günü
Kendi noksanımız diyelim
Biz arayalım
Oymayı elden bırakmayalım
Aldığımız her konu
Elimizin, gönlümüzün
Gözümüzün malzemesidir
Ağacı işlersen
Dilediğin eşyaya gönül vermiş
Dil vermiş olursun
Düz tahtanın altına
Dört ayak koyarsan
Masa olur
Oyma misali işlersen
Gönlünü de, gözünü de
Beslemiş olursun
Allah’ım kuluna
Dilenen her malzemeyi verir
Kulu bilgisini işlerse, oymalı
İşlemezse, doymalı masa yapar
Bilgimiz de öyledir
Nasıl işlersen, öyle kullanırsınız
Vermek bize
Kullanmak sizedir
Az gelmez, dilerseniz
Çok vermez, gülerseniz
Gücenmez, ağlarsanız
Sevmeyi bildiğiniz
Sevenlerle olduğuz
Mutluluğa erdiğiniz
Aramızda oluşunuzdan bellidir
Gelmeyi dileyen her kuluna talibiz

Dağlara sordum; Yükün nedir?
Dedi; Yapıdan
Kullara sordum; Yükün nedir?
Dedi; Kapıdan
Kapı giren çıkan içindir
Hak kapısı arayan için
O kapıya geleydim
Kulu olduğumu bileydim diyenler
O kapı için hasrete düşenlerdir
Kul, o kapıyı özler
O kapıyı gözler
Dünyada yükü olduğunu sanır
Sadece talip olması
O’nun Ol dediğine uyması
Yeterlidir dedi
PİR SULTAN söze girdi: 

Geldim geçtim dünyadan
Aldığım her kaygudan
Sıyrıldım, sıyrıldım
Benliğimden ayrıldım
Kuş misali döne döne
Kor misali yana yana
Suyunu içtim kana kana
Gel diz vurup oturalım
Bilgimizi kotaralım dedim
Yerini bilene
Sözünü gecede ilettim
Altın güğüm elindedir
Gümüş kemer belindedir
Ol dediği halindedir
Uymayı denediğin günden
PİR SULTAN yanındadır dedi
Selamladı yürüdü

 



Eyledim halimi küffara
Düzen dedim
Geldi mi sana yazan
Aldığını verdiğini
Dilediğince bozan?
Uyar uymaz dediler
Bildiğime kapak koydular dedi
BEHLÜL söze gamlı girdi: 

Gamlı değilim
Canan adına
Olandan yerini aldım
Kayguyu tepsiye koyana
Sakın pişirme dedim
Tepsiye koyacağın
Kaygu olmasın
Sakın o aştan
Kimse yemesin
Kaygu ile oluşanı
Kaygu ile buluşanı
Benden bilmesin
Dünyayı alamazsın
Dünyada dilesen de kalamazsın
Ne var ki, verdiğinin tadını
Sana ne kadar acı da gelse
Güzelliğini bilemezsin
Büyük nimettir
Dünyada bildiğin
Yüce hikmettir
Kayguya düşersen
Boşa geçendir(dünya)
Süzmeyi bilmezsen
Nice günahtır
Gel elele olalım
Güzel nerde bulalım
Geldi isek, verdi ise
Hikmetine erelim
Oldu olmadı denileni
Beraberce dürelim
Geçen gün örtülendir
Gönülden bertilendir
O’nun ile geldi isek
Vergisine uydu isek
Kapı bize açılandır
Taşsız yoldan geçilendir


BEHLÜL değil divane
Aşk yolunda pervane
Özüm sözüm birdir benim
Gönül sazım gürdür benim
Ömrümü bilenlere
Yaşantım zordur benim
Saraya saltanata uymadım
Doğada güzelliğe doymadım
Ana dedim Baba dedim
Sesini duymadım
Ağa dedim dizinde gülmedim
Öyle geldi, öyle bildi
Olana güldü,
Olmayana yolsuz diye payladı
Adı divaneye
Andı pervaneye döndü dedi
BEHLÜL cümlenizi selamladı


Gelmeyi dileyene de ki;
Çağrılandan değil
Dökülenden aldım
Ekileni değil, büküleni sardım
Aşk bağına girdin
Desteğini sordun
Aşk bağı bilenedir, yolana değil
Aşk bağı, sarhoş olanadır, yıkılana değil
Gerçek, KAYGUSUZ’a
Dönüşte değil, bilişten verildi
Her sayfada O’nu
Her satırda kendini buldu
Uyduğun gibi
Gördüğün yerde
Bulduğun kadar dedi
KAYGUSUZ selamladı, yürüdü

Ekin verdin ekmeye
Suyun dedin dökmeye
Bildim diyene Selam dedi
HACI BAYRAM söze girdi: 

Altın tabak elde ise
Yerini bildirir
Gümüş tabak elde ise
Yediğini bildirir
Her aldığın O’ndandır
Her verdiğin O’na
Dediğini biliriz
Açılan sofrada
Dostumuz ararız
Ne demek? dendi
Kum, halini bilene
Kendinden kendine
Dönene benzer
Ne kırar, ne kırılır
Gölgeler uzamasın
Yamaya yer verdi isen
Çeşitte değil
Eşitte olursun dedi
HACI BAYRAM yürüdü

Mevlâna’yım!.. 

Yapıya her gelene
Selam olsun
Gizli olan değil
Açık gelen kulu sarsın
FATıMA’nın üç öğüdü
Kuluna anahtar olsun:

Yuvada ahenk gönüldeki ahenk ile eşittir
Kul, bilirse doyumlu bilmezse sadece taşıttır
Kadın, komşu ile ahenkte ise uyumlu
Bilmeyen ile olurum derse eşit değil çeşittir

Kadın analığını bilirse
Yuvada, çevrede, soyda
Kendini bilendir
Hizmetini verendir
Gönülden analığa uydu ise
Allah’ım yardımındadır
Yoluna hiç taş gelmez
Eyvallah cümleye 


ALLAH’ıma emanet olunuz
ALLAH’a ısmarladık

Lailahe illallah Muhammedür Resulullah