|
MEVLÂNA’yım ben!
Kapıların açıldığı
Yönümüzün seçildiği gündeyiz
Cümlenize selam
olsun
Sayfada yazılanın
Yerinde görüldüğü bilinsin
Sevincinize ortak olanlar ile
Gönlünüzü Hak’ta bilenlerin
Yardımındayız dedi
RABİA söze girdi:
Eğmediğin başın da
Düzenden aldığı vardır
Bilmeyene dar gelen
Bilenin yaşamında gördüğü kârdır dedi
RABİA, üç yönde, üç
günde
Aradığın
sorguya geldi
Attığın adımı asla geriye
alma
Sevginden doluşan,
Görgünde buluşan gününü
Gölgeye
düşürme
Bildiğin değil, bilmediğin konularda
Senin ile olanı
düşün
Cümle kaygularını sil
Dost kapına geldiğinde
Dost halini
bildiğinde
Kaygunu alacak gine dosttur dedi
RABİA yürüdü
Zeytin yaprağı yazar
Gönlünde olanı kaygu bozar
Az ile çokta
O’nun adı var ise
Allah’ım dediğin an
O seni her öğünde
andırır
Dağlar taşlar eğilmez diyene de ki;
Hakk’ın
bildiğinden
Elin bükülmez
Verdin eli cümleye
Gelmeyi
diledim desem
Geçerli değil
Olayı anlatırız
Gerçek;
Her an beraber olduğundur dedi
YUNUS’um sözü aldı:
Dost adına büründük mü?
Dost sözüne yerindik mi?
Anıldığımız an
Anıldığımız yerde oluruz
Görürüz, biliriz
Dost diye el veririz
Senden benden değil
Cümleden alırız veririz
Ele el ile yardımcı
oluruz
Gönüle gül ile girilir
Saymayı biliyor isek
Her günde,
her anda
O’nun ile oluyor isek
Asla şüpheye düşmeyiz
Nerden
gelir?
Nerden verir? demeyiz
Şüphe kulun kendi noksanıdır
Komşu komşuyu
Aş ile, baş ile, su ile anar
Aramadığı günü
Kendi noksanımız diyelim
Biz arayalım
Oymayı elden
bırakmayalım
Aldığımız her konu
Elimizin, gönlümüzün
Gözümüzün
malzemesidir
Ağacı işlersen
Dilediğin eşyaya gönül vermiş
Dil
vermiş olursun
Düz tahtanın altına
Dört ayak koyarsan
Masa olur
Oyma misali işlersen
Gönlünü de, gözünü de
Beslemiş olursun
Allah’ım kuluna
Dilenen her malzemeyi verir
Kulu bilgisini
işlerse, oymalı
İşlemezse, doymalı masa yapar
Bilgimiz de
öyledir
Nasıl işlersen, öyle kullanırsınız
Vermek bize
Kullanmak sizedir
Az gelmez, dilerseniz
Çok vermez, gülerseniz
Gücenmez, ağlarsanız
Sevmeyi bildiğiniz
Sevenlerle olduğuz
Mutluluğa erdiğiniz
Aramızda oluşunuzdan bellidir
Gelmeyi dileyen her kuluna talibiz
Dağlara sordum; Yükün nedir?
Dedi; Yapıdan
Kullara sordum; Yükün nedir?
Dedi; Kapıdan
Kapı giren çıkan içindir
Hak kapısı arayan için
O kapıya geleydim
Kulu olduğumu
bileydim diyenler
O kapı için hasrete düşenlerdir
Kul, o
kapıyı özler
O kapıyı gözler
Dünyada yükü olduğunu sanır
Sadece
talip olması
O’nun Ol dediğine uyması
Yeterlidir dedi
PİR
SULTAN söze girdi:
Geldim geçtim dünyadan
Aldığım her kaygudan
Sıyrıldım,
sıyrıldım
Benliğimden ayrıldım
Kuş misali döne döne
Kor misali
yana yana
Suyunu içtim kana kana
Gel diz vurup oturalım
Bilgimizi kotaralım dedim
Yerini bilene
Sözünü gecede ilettim
Altın güğüm elindedir
Gümüş kemer belindedir
Ol dediği
halindedir
Uymayı denediğin günden
PİR SULTAN yanındadır dedi
Selamladı yürüdü
|
Eyledim halimi küffara
Düzen dedim
Geldi mi sana yazan
Aldığını
verdiğini
Dilediğince bozan?
Uyar uymaz dediler
Bildiğime
kapak koydular dedi
BEHLÜL söze gamlı girdi:
Gamlı değilim
Canan adına
Olandan yerini aldım
Kayguyu tepsiye
koyana
Sakın pişirme dedim
Tepsiye koyacağın
Kaygu olmasın
Sakın o aştan
Kimse yemesin
Kaygu ile oluşanı
Kaygu ile buluşanı
Benden bilmesin
Dünyayı alamazsın
Dünyada dilesen de
kalamazsın
Ne var ki, verdiğinin tadını
Sana ne kadar acı da
gelse
Güzelliğini bilemezsin
Büyük nimettir
Dünyada bildiğin
Yüce hikmettir
Kayguya düşersen
Boşa geçendir(dünya)
Süzmeyi bilmezsen
Nice günahtır
Gel elele olalım
Güzel nerde bulalım
Geldi isek, verdi ise
Hikmetine erelim
Oldu olmadı denileni
Beraberce dürelim
Geçen gün örtülendir
Gönülden bertilendir
O’nun ile geldi isek
Vergisine uydu isek
Kapı bize açılandır
Taşsız yoldan geçilendir
BEHLÜL değil divane
Aşk yolunda pervane
Özüm sözüm birdir
benim
Gönül sazım gürdür benim
Ömrümü bilenlere
Yaşantım zordur
benim
Saraya saltanata uymadım
Doğada güzelliğe doymadım
Ana
dedim Baba dedim
Sesini duymadım
Ağa dedim dizinde gülmedim
Öyle geldi, öyle bildi
Olana güldü,
Olmayana yolsuz diye
payladı
Adı divaneye
Andı pervaneye döndü dedi
BEHLÜL
cümlenizi selamladı
Gelmeyi dileyene de ki;
Çağrılandan değil
Dökülenden aldım
Ekileni değil, büküleni sardım
Aşk bağına girdin
Desteğini
sordun
Aşk bağı bilenedir, yolana değil
Aşk bağı, sarhoş
olanadır, yıkılana değil
Gerçek, KAYGUSUZ’a
Dönüşte değil,
bilişten verildi
Her sayfada O’nu
Her satırda kendini buldu
Uyduğun gibi
Gördüğün yerde
Bulduğun kadar dedi
KAYGUSUZ selamladı, yürüdü
Ekin verdin ekmeye
Suyun dedin dökmeye
Bildim diyene Selam dedi
HACI BAYRAM söze girdi:
Altın tabak elde ise
Yerini bildirir
Gümüş tabak elde ise
Yediğini bildirir
Her aldığın O’ndandır
Her verdiğin O’na
Dediğini biliriz
Açılan sofrada
Dostumuz ararız
Ne demek?
dendi
Kum, halini bilene
Kendinden kendine
Dönene benzer
Ne
kırar, ne kırılır
Gölgeler uzamasın
Yamaya yer verdi isen
Çeşitte değil
Eşitte olursun dedi
HACI BAYRAM yürüdü
Mevlâna’yım!..
Yapıya her gelene
Selam olsun
Gizli olan değil
Açık gelen kulu
sarsın
FATıMA’nın üç öğüdü
Kuluna anahtar olsun:
Yuvada
ahenk gönüldeki ahenk ile eşittir
Kul, bilirse doyumlu bilmezse sadece taşıttır
Kadın, komşu ile ahenkte ise uyumlu
Bilmeyen ile olurum derse eşit değil çeşittir
Kadın analığını
bilirse
Yuvada, çevrede, soyda
Kendini bilendir
Hizmetini
verendir
Gönülden analığa uydu ise
Allah’ım yardımındadır
Yoluna hiç taş gelmez
Eyvallah cümleye
ALLAH’ıma emanet olunuz
ALLAH’a ısmarladık
Lailahe illallah
Muhammedür Resulullah
|