25 EKİM 1984


MEVLÂNA'yım ben!
 

Gelmeyi dileyen her kulunda
Bulmaya özen gördük
Cümlenize selam dedik

Koyduğum düzene
Uyduğum yazanadır
Sevdiğim cümleye
Yerden aldığım taşı
Yüksekte bulduğum başı
Niyazıma dedim
Aklım ile koyduğum düzeni
Gönlüm ile sezdim
Alacağım her öğütte
Yemen’den geleni duydum dedi
YUNUS’um sözü aldı:

Sofrayı kurdum düze
Seherde baktım yüze
Aydın olanı gördüm
Gönülde kalanı saydım
Her bir adım
Gerçeğin bilgisini arttırır
Dumanını örttürür
Gelmekten değil
Ayrı kalmaktan sakınırım dedi
YUNUS’um selamladı

Her yazgıda
Yoğun soru vardır
Sergiyi bulamazsa
Suya varamazsa
Kulun görgüsü dardır
Asmayı gölge dedik
Köküne sırtımızı dayadık
Sevgimizi her renk ile boyadık dedi
BEHLÜL’üm sözü aldı:


Kaleme sorduğumu
Belgeden dedim saydım
Kitapta gördüğümü
Bilgimden dedim soydum
Atın eyeri yoksa
Üstüne binen çoksa
Ağacın gölgesini peyledim dedi
BEHLÜL’üm selamladı

Mevlâna’yım!..

Yaprak yaprak okuduk
Her satırı dokuduk
Bana gelen demedik
Benden sorana gülmedik


YUNUS ile her anı
Sevgi dolu her yanı
YAHYA EFENDİ geldi
Yerden aldığı yaprağa sordu:
Adımları saydın mı?
Karıncaya uydun mu?
Sahibini duydun mu?
Seni beni vareden
Uymayana zor eden
Yaprağa yer vermez mi?
Kim çağırsa görmez mi? dedi
YAHYA EFENDİ selamladı

Çok verdin güldüm
Az verdin sordum
Yerden göğe
Sevgini verdiğin ile yordum dedi
KAYGUSUZ sözü aldı
Yolda EYYÜB’e sordu;
Sohbete gideceğiz
Yerde kilim var ise
Yerini bulacağız
KAYGUSUZ ile EYYÜB’üm
Birbirine el verdiler
Yere kilimi serdiler
Bir lokmaya, bir hırkaya
Yerden göğe söz ettiler
Var ise, çoğu
Yok ise, azı bileceğiz
Varedene sevgimizi sunacağız dediler
Cümlenizi selamladılar
(Soru: Kanaat mı?) Eyvallah

LALELİ’ye sorduk
Sohbette her geleni sardık
Soframız cümleye açılır
Açık kapıdan selam ile geçilir
Ay’dan aldığına
Yıldıza sorduğuna
Selam desin bilsin
Olaylara gülsün dedi
LALELİ selamladı


Beyden paşadan bildik
Seni beni sildik
Aynaya bakana güldük
Katığı ele aldık
Somunu versin dedik
SOMUNCU’ya el ettik
Dağdan taştan atlayarak
Mendilini katlayarak
SOMUNCU söze geldi
Sözü sizleri buldu:

Değirmen döne döne su alır
Gönüller yana yana gerçeği bulur
Bildiğim bir tek söze
Çaldığım cümle saza
Selam diyen alacak
Güzel olanı duyacak dedi
SOMUNCU selamladı

Varettiğin gün beni
Bildim Allah’ım seni
Ne dünü, ne bu günü
Yerli yersiz demedim
Yumuşak geldi yolum
Resulü’nden ayrı kalmadım dedi
HAMZA DOST selam ile söze geldi:


Yerde fidan dikeceğim
Kum üstüne çökeceğim
Suyunu bol dökeceğim
Gönülde oluşanı
Güzelden sayıp
Uyumsuz geleni sökeceğim dedi
HAMZA DOST selamladı

 



VEFA ile selamlaştık
Yar Yar dedi
Günü yorumuna geldi
Yaz ile kışta
MERYEM’in sözünü iletti:

Bin defa andım adını
Bir yerde yordum aşkını
Dost olursan kendine
Sadık kalırsan andına
Su ile gidersin yangına
Gönlünde varırsın dengine dedi
VEFA selamladı
Selam diyene iletti
Sevgisini cümle sevgi ile kül etti


Varsın alsın dengini
Serinde bulsun zengini
Dağlar yolunu açar
Yol bilen açılan yoldan geçer
Her bir varlık bilir arar
Güzel olanı seçer dedi
PİR SULTAN ABDAL suyun akışına uydu
Uyduğu halde duydu
Selamladı, oyundan uzak kaldı

Seymen size gelirse
Sözde gerçeği bulursa
Yerden göğe selam alırsa
Selamını vermez mi?
HACI BAYRAM niyazında
Cümlenizi görmez mi?
Aşk ile geldik size
Bir yudum gerçek ile
Cümlemiz durduk dize
Seymenler dizi dizi
Alacaklar gerçek sözü
Silecekler karda izi
Mayayı gölden alan
Kendini sevgide bulana
Selam olsun dedi
HACI BAYRAM selamladı

Nokta ile noktayı bağlayamazsın
Değmezse birbirine
Neden? diye ağlayamazsın
Çünkü, her nokta veya her zerre
Kendine hürdür kendi bilgisi ile
BAYRAM sözün özünü
MERKEZ’ime verdi
Her zerreyi
Yemen’den sordu
Denildi ki:
Kendine hür olan
Kendini bilgi ile
Hakk’a bağlayan
Her zerrenin varlığında
Gerçek bilim mevcuttur
Onun için
Yemen’den gelmeyen bilgi
Beynin düzenine hükmeden
Akıldan oluşur
Fikir ile buluşursa
Kaynakta söyleşir
Ne var ki
Düne göre, güne göre oynaşır
Peyleyen ile buluşur


Kuma ayak basalım
Ne derlerse susalım
Kement attı isek ata
Yolumuzu açık bilelim dedi
MERKEZ’im üç öğünde
Üç yerde, üç günde
Dumanı silerek
Gerçeği bilerek
Biner Salavat okuyalım
Bunalım geçicidir
Naneyi söylediğin bilinir
Gölgeye gün gün gelinir dedi
MERKEZ’im selamladı

Kaşık aldık elimize
Kemer taktık belimize
Sepet koyduk yerimize
Güneş sırtı yaktı da
Gelen giden baktı da
Selam diyene güldük
Sofrayı cümlemiz için kurduk dedi
MERYEM sözü aldı:

Kumaş alayım dersen
Köşe bulmaya gidersen
Ayağına yemeni al
Bildiğin kapıya dal dedi
MERYEM selamladı

Mayayı göle salan
Gölde gerçeği bulan
Selam ile geldi
Sözden size daldı
Diledi güldü, cümlenize sordu;
Gülmek sanat mıdır?
Yoksa kanaat mıdır?
Mercan avına çıksam
Midyeyi alsam dönsem
Gülenin yanın da mı olurum?
Yoksa uzak mı kalırım?
Gülmek de, ağlamak da
İnsan yaradılışının
Uygulama bilimidir
Olumsuza gülene deli derler
Yerini bilene veli derler
Kumdan bir avuç alsan
Nasip diye zenbiline koysan
Nasip mi?, Değil mi?
Rabb’im bilir
Bilmeyen, deli diye güler

Korkuya düşene üç öğüt vereceğim:
Korku seni siler, eğer gerçeğe uymazsan.
Korku seni böler, sevgiyi gönlünde bulmazsan.
Korkuyu kendin ile yok et
Kendinde olanı çok et
Sevgi Allah bilimi
Korkuyu siler


ALLAH’ıma emanet olunuz
ALLAH’a ısmarladık

Lailahe illallah Muhammedür Resulullah