06 OCAK 1984


MEVLÂNA'yım ben!

Gölde balık avlayandan
Toprağı güzel tavlayandan
Yolu sordum
YUNUS’un yeri mi? dediler
Yumuşak gönülden bildiler
Cümlenize selam olsun
Her yıldız kulunun yoluna gelsin
Güzeli Samanyolu’nda bilsin

Yaydık yere üzümü
Saydık eren sözünü
Nur ile versin gözünü dedi
YUNUS’um söze geldi:

Her gözde
Nurunu bilen vardır
Her sözde
Gönlünü veren vardır
Yoğurt yiyeyim dese
Sürüyü güden vardır
Her adımı sayılan
Bilgisinde soyulan
Devrini tamamladığı günde
Görevini bitiren vardır
Göz ile girdik söze
Nurundan dedik size
Hekim ile söyleştik
Görevli hekim, göz ile
Gönülden uyduğu kadar
Yolunu bildiği yerde
Devrini tamamladı
Konuk yerini bilir
Gelip görevini alır
Gönülden oluştuğu gibi
Sevgide buluştuğu kadar

Mevlâna’yım!

Yerden göğe selam diyelim
Her birimiz Hak lokması yiyelim
Meydan bizimdir
İpek fistan giyelim
Öyle ipek ki;
Yelden uçmayan
Selden geçmeyen
Seherde elden kaçmayan
Gel dedik, kimden kime?
Gel dedik, senden sana
Sakın gönül koyma bana
Gideceğiz bir emirle
Aynı harmana
Kimi saman olur savrulur
Kimi tane gelir öğütülür
Kimi toz olur uçurulur
Kimi suya gider kaçırılır
Ömürde çeşit haller geçirilir
Gelmeyi bildiğimiz gibi
Dönüşe de hazır olsak
Yıldızları saymadan
Bilgimizi soymadan oluşur
Aynı mekanda buluşurduk
Ne var ki
Yüce Allah’ımın muradı
Kullarının dengince
Mekanları yarattı
Makamları gözetti
Her kulu ile söz etti

Mevlâna’yım!

Her yolun
Mutlaka dönüşü vardır
Dönüşten maksat;
Geri geliş değildir, dönemeç
Ermekte güzellik var diyenlerle
Her birimiz beraberiz
Nerden alacağım?
Kiminle olacağım?
Dost kapısını
Hangi mekanda kuracağım?
Diyene de ki;
Cümle ile nerde dost oldu isen
Mekanın Samanyolu’na bağlanır
Dostluğun ölçüsü nedir? denilir
Kovaladı kaçmadım
Kapıyı örttü ise açmadım
Dediğinin bir cümlesine
Şüphe ile bakmadım
Odunum az dediğinde
Kendi ocağımı da yakmadım
Güçlüğünü paylaştım
Hak adını söyleştim
Öyle yaklaştım ki
Hak muhabbeti
Soğukluğu sildi
Gönüllere od’unu saldı
Bize Hak ile Hak kaldı

Mevlâna’yım!

Meydan cümlenindir
Geliniz elele
Meydan her dileyenindir
Olunuz gönül gönüle
Ne denirse densin
Talip olun aynı dile
Sohbet soframızda söyleşir
Sohbet dışında kaynaşırsanız
Yolumuz sözde kalır
Bilen bilir

 



Allah’ım cümlenize
Yerden göğe
Aynı dilli konuştursun
Aynı yolda kovuştursun
Aynı amaçta kavuştursun
Dizi oldu darılar
Kovan buldu arılar
Aynayı alacağız
Her birinizi bulacağız
Gün gün gönüllere soracağız
YUNUS misali yaraları saracağız

Seyre geldik yüzünü
Seferde alırsa sözünü
Gönülden alışacak
Doğduğu halde kalışacak dedi
SARI ANA sözü aldı:

Ayranı içtik geldik
Güzeli seçtik geldik
Umduğumuzu bildik dedik
Her olayı gül ile bağladık dedi
SARI ANA selamladı

Beklediğim kapıda
Temel attığım yapıda
Değirmen misali
Döndüm durdum
Ayağa zinciri sardım dedi
DURGUT sözü aldı:

Her kürek sayıldığı gibi
Her tayfa soyunduğu kadar
Her liman bilindiği yerde söylenir
Yumağını güçlükle sardığını sanır
Bilse yazılı olanı okur
Elinde olanı
Bildiği ile dokur
Dünyayı tek nefeste
Kaldığım gün belledim
Bir tasta su ile ekmeği kardığım gün
İçine peynir mayası saldığım gün
Mana yoldan geleni bilir dedim
Gönlümü  telledim
Koca ömrümü
Üç güne bağladım
Geçen güne ağladım dedi
DURGUT cümlenizi selamladı

(Üç günden murad nedir?)

Her günü kendince yaşadı
Üç günü
Gönlünce bildiği hale geldi
Kul dünyaya gelişini
Yemek, uyumak, çok çalışmak
Her gördüğüne alışmak
Olduğunu sanır
Kendini bildiğini anladığında
Ömrünün değerine nokta koyar
O zaman;
Yaşadığı her an ona kısa gelir

(İdrak açılması mı?) Eyvallah

DURGUT’un ömründe
YUNUS’un kalbinde
Hep o idrakin
Üç günü unutulmamıştır

Mevlâna’yım!

Sayacağız, seveceğiz
Uyacağız, duyacağız
Meydan’da toplandı isek
Asla dostluktan ayrı kalmayacağız
Cümlenize selam olsun

ALLAH’a ısmarladık

Lailahe illallah Muhammedür Resulullah


Mevlana’yım! 

Sözü aldım
Her gönülde olanı gördüm
Dileyene dileyince verdim
Neden aşikar değil? derseniz
Aşikar olan her şey
Atılmaya mahkumdur
Halbuki yolumuz
Açılmaya muhtaçtır
Her müşkülünde
Yazımızı okursan
Ona cevap almış olursun
Çünkü;
Yazan, çizen tek kalemdir
Yarattığı cümle alemdir
Okuyun bir daha
Okuyun bir daha
Okuyun bir daha
Her olayınızı çözeceksiniz 

(8 haziran 1973 tarihli sohbetten)