|
MEVLÂNA'yım ben!
Gölde balık avlayandan
Toprağı güzel tavlayandan
Yolu sordum
YUNUS’un yeri mi? dediler
Yumuşak gönülden bildiler
Cümlenize selam olsun
Her yıldız kulunun yoluna gelsin
Güzeli
Samanyolu’nda bilsin
Yaydık yere üzümü
Saydık eren sözünü
Nur ile versin gözünü dedi
YUNUS’um söze
geldi:
Her gözde
Nurunu bilen
vardır
Her sözde
Gönlünü veren vardır
Yoğurt yiyeyim dese
Sürüyü güden vardır
Her adımı sayılan
Bilgisinde soyulan
Devrini tamamladığı günde
Görevini bitiren vardır
Göz ile girdik
söze
Nurundan dedik size
Hekim ile söyleştik
Görevli hekim,
göz ile
Gönülden uyduğu kadar
Yolunu bildiği yerde
Devrini
tamamladı
Konuk yerini bilir
Gelip görevini alır
Gönülden
oluştuğu gibi
Sevgide buluştuğu kadar
Mevlâna’yım!
Yerden göğe selam
diyelim
Her birimiz Hak lokması yiyelim
Meydan bizimdir
İpek
fistan giyelim
Öyle ipek ki;
Yelden uçmayan
Selden geçmeyen
Seherde elden kaçmayan
Gel dedik, kimden kime?
Gel dedik,
senden sana
Sakın gönül koyma bana
Gideceğiz bir emirle
Aynı
harmana
Kimi saman olur savrulur
Kimi tane gelir öğütülür
Kimi
toz olur uçurulur
Kimi suya gider kaçırılır
Ömürde çeşit haller
geçirilir
Gelmeyi bildiğimiz gibi
Dönüşe de hazır olsak
Yıldızları saymadan
Bilgimizi soymadan oluşur
Aynı mekanda
buluşurduk
Ne var ki
Yüce Allah’ımın muradı
Kullarının
dengince
Mekanları yarattı
Makamları gözetti
Her kulu ile söz etti
Mevlâna’yım!
Her yolun
Mutlaka dönüşü
vardır
Dönüşten maksat;
Geri geliş değildir, dönemeç
Ermekte
güzellik var diyenlerle
Her birimiz beraberiz
Nerden
alacağım?
Kiminle olacağım?
Dost kapısını
Hangi mekanda
kuracağım?
Diyene de ki;
Cümle ile nerde dost oldu isen
Mekanın Samanyolu’na bağlanır
Dostluğun ölçüsü nedir? denilir
Kovaladı
kaçmadım
Kapıyı örttü ise açmadım
Dediğinin bir cümlesine
Şüphe
ile bakmadım
Odunum az dediğinde
Kendi ocağımı da yakmadım
Güçlüğünü paylaştım
Hak adını söyleştim
Öyle yaklaştım ki
Hak muhabbeti
Soğukluğu sildi
Gönüllere od’unu saldı
Bize Hak ile
Hak kaldı
Mevlâna’yım!
Meydan cümlenindir
Geliniz elele
Meydan her dileyenindir
Olunuz gönül gönüle
Ne
denirse densin
Talip olun aynı dile
Sohbet soframızda söyleşir
Sohbet dışında kaynaşırsanız
Yolumuz sözde kalır
Bilen bilir
|
Allah’ım cümlenize
Yerden göğe
Aynı dilli konuştursun
Aynı yolda
kovuştursun
Aynı amaçta kavuştursun
Dizi oldu darılar
Kovan
buldu arılar
Aynayı alacağız
Her birinizi bulacağız
Gün gün
gönüllere soracağız
YUNUS misali yaraları saracağız
Seyre geldik yüzünü
Seferde alırsa sözünü
Gönülden alışacak
Doğduğu halde kalışacak
dedi
SARI ANA sözü aldı:
Ayranı içtik geldik
Güzeli seçtik geldik
Umduğumuzu bildik dedik
Her olayı gül
ile bağladık dedi
SARI ANA selamladı
Beklediğim kapıda
Temel
attığım yapıda
Değirmen misali
Döndüm durdum
Ayağa zinciri
sardım dedi
DURGUT sözü aldı:
Her kürek sayıldığı
gibi
Her tayfa soyunduğu kadar
Her liman bilindiği yerde
söylenir
Yumağını güçlükle sardığını sanır
Bilse yazılı olanı
okur
Elinde olanı
Bildiği ile dokur
Dünyayı tek nefeste
Kaldığım gün belledim
Bir tasta su ile ekmeği kardığım gün
İçine
peynir mayası saldığım gün
Mana yoldan geleni bilir dedim
Gönlümü telledim
Koca ömrümü
Üç güne bağladım
Geçen güne
ağladım dedi
DURGUT cümlenizi selamladı
(Üç günden murad nedir?)
Her günü kendince yaşadı
Üç günü
Gönlünce bildiği hale geldi
Kul dünyaya gelişini
Yemek, uyumak, çok çalışmak
Her gördüğüne
alışmak
Olduğunu sanır
Kendini bildiğini anladığında
Ömrünün
değerine nokta koyar
O zaman;
Yaşadığı her an ona kısa gelir
(İdrak açılması mı?)
Eyvallah
DURGUT’un ömründe
YUNUS’un kalbinde
Hep o idrakin
Üç günü unutulmamıştır
Mevlâna’yım!
Sayacağız, seveceğiz
Uyacağız, duyacağız
Meydan’da toplandı isek
Asla dostluktan
ayrı kalmayacağız
Cümlenize selam olsun
ALLAH’a ısmarladık
Lailahe illallah Muhammedür Resulullah
Mevlana’yım!
Sözü aldım
Her gönülde olanı gördüm
Dileyene dileyince verdim
Neden aşikar
değil? derseniz
Aşikar olan her şey
Atılmaya mahkumdur
Halbuki yolumuz
Açılmaya muhtaçtır
Her müşkülünde
Yazımızı
okursan
Ona cevap almış olursun
Çünkü;
Yazan, çizen tek kalemdir
Yarattığı cümle alemdir
Okuyun bir daha
Okuyun bir daha
Okuyun bir daha
Her olayınızı çözeceksiniz
(8 haziran 1973 tarihli sohbetten)
|