28 KASIM 1985


MEVLÁNA'yım ben!
 

Güzel geldi er sözü
Gönülde buldu her sözü
Doğduğu güne uyandı
Yaratana dayandı
Her adımda kumda olduğuna inandı
Cümlenize selam olsun
Ağacın her dalı elimize gelsin
Suyun yüzünde
Yüzümüzün izi kalsın
Taş toprak atmayalım

YUNUS sözü alırsa
Güzelden güzele gelirse
Her satırda selam verir
Rabb'im der de
Gönlünüzde olana
Gerçeğin getirdiğini bildirir dedi
YUNUS’um kendi sözünü kendi bağladı


(Soru: Er kişi kimdir?)

Dağdan taştan dem vuran
Yolun başında duran
Komşu ile söyleşen
Konuk ile paylaşan her kulu
Erliktir yolu
Mimar temel bilirse
Duvarı öyle bulursa
Çatısına bayrağı eli ile koyar dedi
SİNAN sözü aldı

(Soru: MİMAR SİNAN mı?) Eyvallah 

Saçımın her telini
Kendim taradım
Toprağın rengini
Kainatta aradım
Dur deseler durmazdım
Bilmeyene sormazdım
Gülmeyenden yormazdım
Güzele baktım
Çubuğu öyle yaktım
Betonu temele döktüm
Çocuk ile bir oldum
Büyük ile hep doldum
Bilmem diyenin yanında kaldım
Yan duvar eğri dese
Yıkıp yeniden ördüm
İnanç imanımı bütünledi
İman emeğimi tanımladı
Gölgesiz adıma
Rahmetini verdi
Cümle alem adımı
Gönlüne sardı
Elele olalım
Dost halinde kalalım dedi
SİNAN günde gelene selamını iletti 

Varlığında yoğun hizmeti bilirim
Duyan ile dostu bilir
Cümlesine gülerim dedi
HACI BAYRAM sözü aldı: 


Bakır sini meydanda yer alsın
Kilimi serdiğimiz yerde kalsın
Sofraya her gelen gönlünü açsın
Desin ki;
Rabb’im bana da nasibini açar
Her kulu gönlündeki gerçeği seçer dedi
HACI BAYRAM selamladı


Doğduğu gün bilginin
Beşiğini kurarız
Dolduğu gün sevginin
Sırlayıp da kaparız
Aşka talip olduysak
Demlenmeyi bekleriz dedi
PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: 

Doymak gayretin tükendiği yerdedir
Her kulunun gayreti bir değildir
Ayağımız yolu buldukça götürür
Aklımız dilediği yerde bitirir
Gönlümüz yeterli değil der ittirir
Dostluğu o anda kurarsak
Kendi kendimizle
Sonsuzda adımızı söyletir dedi
PİR SULTAN ABDAL selamladı

Doğru eğriye gülmez
Dost oldum diyen yolda kalmaz
Seferden gelenin
Seherde bulduğu yalan söylemez dedi
HAMZA DOST  sözü aldı:
 

 



Çiviyi duvara çaktım
Elimdeki heybeyi öylece taktım
Somun sofranın malı
Soylu güzelin hali
Ayrıda kalmadan geldik
Güzeli sormadan bulduk dedi
HAMZA DOST selamladı

(Soru: Hepsi bir bütünden'in cevabı mı?) Eyvallah 

Gökyüzüne çivi çakamam
Yıldızı alıp yakama takamam
Doğduğum güne dönüp bakamam
Her olayı olduğu yerden alıp
Dilediğim yere çekemem dedi
KAYGUSUZ sözü aldı: 

Dağdan indiğim gün ovaya
Darlığı sildim
Ovadan çıktığım gün dağa
Güzelliğin sırrını çözdüm
Gölgesiz kalan bilgime
Öylece çizgiyi çektim dedi
KAYGUSUZ selamladı


Ah deriz, vah deriz
Gün gelir baklava börek yeriz
Gün gelir suya lokmayı batırırız
Ne dengeyi bozarız
Ne ahenge uyarız
Aldığımız ile benliğimizi soyarız
Gün gelir bağlı olanı çözelim deriz
Kayguya öylece düşeriz
Ne hekim ne de hakim bildiğini çizerler
Ne de Rabb’imin yazdığını çözerler
Ne yazdı ise o çizgiden giderler
Onun için, ne öyle ne de böyle
Kayguya düşmeyelim
Kapı kapı gezip de
Bilgimizden şaşmayalım
Dayanmaya niyet kurdu isek
Umutsuzluk sözümüz olmasın
Damarda akan kandan
Kimsenin sorgusu kalmasın

Sevgiye yaprak olduk
Meyve verdi dalda kaldık
Günde güneşte gerçeğe doyduk dedi
VEYSEL’im sözü aldı, aldığına sevindi: 

Günü güne bağlarız
Her bağında bekleriz
Sefer söze geldiyse
YUNUS ile saklarız dedi
VEYSEL’im selamladı

Mevlana’yım Ben! 

Kaydını her sorana
Okumak söz mü olur?
Doydum Allah diyene
Kapanan göz mü olur?
Göğün her bir noktası
Bilenlere açıktır
Danışılan her konu
Bilmeyene geçittir

Varettiğin bizleriz Rabb’im
Varlığında gözleriz
Diledik geldik size
Ne verdiysen sözleriz
Söz olduk satırlarda
Göz olduk hatırlarda
Dileyen dilediğince aldı
Dostluğu kainat ile kurdu
Güldük geldik
Sevdik bulduk
Sevenlerle olduk
Bir kab misali dolduk
Her biriniz bir damla
Her birinizde bir hamle
Geldik büyük haz ile
Dolduk kaba naz ile
Birbirimize el olduk
Birbirimize gönülden dolduk Rabb’im dedik
Zehri sildik



ALLAH’ıma emanet olunuz
ALLAH’a ısmarladık


Lailahe illallah Muhammedür Resulullah